Birhan Keskin

Birhan Keskin

YazarEditör
8.5/10
1.466 Kişi
·
5,6bin
Okunma
·
1.426
Beğeni
·
56,2bin
Gösterim
Adı:
Birhan Keskin
Unvan:
Türk Şair, Yazar
Doğum:
Kırklareli, Türkiye, 1963
Türk şair, yazar. 1986 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü'nü bitirdi. İlk şiirini 1984 yılında yayımladı. 1995-98 yılları arasında arkadaşlarıyla birlikte Göçebe dergisini çıkardı.Çeşitli yayın kuruluşlarında editör olarak çalıştı. 1991 ile 2002 arasında beş şiir kitabı yayımladı.
"Seni bir yabancı gibi karşıma alıp
Bunun dayanıklı bir şey olmadığını
Sürekli kılınmadığını, çünkü aşkın
Yapılan bir şey olmadığını,
Başlangıçta bir melek konduğunu
Sonunda bir kelebek öldüğünü,
Yani kısacık sürdüğünü, oysa hayatın,
Bir korkular ve alışkanlıklar bütünü olduğunu,
Bütün bunları sana
Nasıl anlatacağım?"
Giydiğimiz etek boyuna, doğuracağımız çocuğa karar verenler kim
Küçücük kızlar dedesi yaşındaki adamlarla neden
Neden genelevler var neden hep bir kadın otobanda
Ütü reklamında bir kadın çıplak
Otomobil fuarında bir kadın öyle arabalar üstünde, neden
Doğum günlerimizde bize mutfak robotu hediye edenler kimlerdi Şakağımıza silahı dayayanlar kimler, kimlerdi Birhan?
77 syf.
"AH DOKTOR!!! NEVRİM DÖNÜYOR, DÜNYA DÖNMÜYOR!!"
Tıkır tıkır, tıkır tıkır... Tahta beşik sallar gibi. Bir, iki, üç, dört, beş.. On ikiye kadar. Sonra bir dakika susuyor, yeniden başlıyor.

Ah o hidrofor yok mu?! Delireceğim uykusuzluktan...

..............

Bahçeli, iki katlı, müstakil bir evde doğdum ben. Babamın kendi elleriyle diktiği gül fidanlarıyla dolu küçücük bir bahçesi vardı. Küçücük dediysem, içinde erik, incir hatta hambales ağacı bile olan şirin mi şirin bir bahçe.

Mis gibi toprak kokusu, annemin ektiği nanelerin kokusuna karışırdı. Uyanıp balkona çıktığımızda ilk o koku günaydın derdi bize.

Okula beş dakika, dolmuş durağına üç dakika, Cemil Amcalara iki dakika. Cemil Amca kim mi? Dur anlatacağım.

Çevre evlerde birçok komşu, sokakta cıvıl cıvıl çocuk sesleri, balkonlarda çay keyfi yapan annelerimiz.. Ayakkabılar dışarıda kalmış, bisikletler bahçede bırakılmış, kapı önlerinde oyuncaklarımız.. Hiçbiri problem değildi. Çünkü emniyet vardı, güven vardı, insanlık vardı.

Bir de Cemil Amcalar vardı tabi. Hemen yanımızdaki evde oturuyorlardı. Zerrin Teyze, tarifini alsanız bile aynı tadı tutturamayacağınız kurabiyeler yapardı bize. Zerrin Teyze kurabiyeleri. :)

İyiydiler, hoştular da o kadar neşeli olur muydu insan? Gece yarılarına hatta ikiye, üçe kadar kahkahalar, konuşmalar, muhabbetler.. Sanki yıllardır görüşmemiş gibi edilen uzun uzun sohbetler..

Hele yaz günüyse, pencere açıksa, çarşıda ne olmuş bitmişse hepsinden haberdar olurdunuz Cemil Amca sayesinde. Eee Zerrin Teyze durur mu, mahalle de onun mıntıkası sonuçta.

Ah babacığım ah!!! Saatin tik taklarından bile rahatsız olan, uyuyamayan babam, elinde yastık, tüm evi dolaşırdı sabaha kadar.

Ama nafile, ardı arkası gelmezdi kahkahaların. Üstelik her an, her yerde haksızlığa ve bekletilmeye gelemeyen babam, saatli bir bomba olurdu sabaha kadar.
Patladı patlayacak!

Yok, dedi, bu böyle olmayacak. O şirin mi şirin bahçesinden vazgeçip, sattı evimizi. Bir apartman dairesine taşındık.

Neyse gel zaman git zaman, oraya da alışmak üzereyken, üst katımıza taşınan komşunun çocukları, bizim evin içinde koşar gibi patırdamaya başlayınca daha fazla dayanamadı babam. Ufaktan ufaktan uyarmaya başladı önce. Bahçeye yapılan kamelyalarda geç saatlere kadar çay keyfi yapan, sitemizin teyzeleri, bardağı taşıran son damla oldu.

Zaten hiç sevmedim bu binayı diyerek, babam o evimizi de sattı. Ve başka bir binadan daha büyük, daha ferah bir eve taşındık. Her şey babamın istediği gibiydi. Birinci kattaydık, altımızda dükkanlar vardı sadece. Yani ailecek toplandığımızda rahat rahat eğlenebilecektik.

Küçük bir de hobi bahçesi vardı babamın. O çok sevdiği gülleri orada yetiştirebilecekti. Hatta hatta çeri domatesi bile ekmeye karar verdi.

Ta ki hidroforun ritmik gürültüsüyle tanışana kadar. :))

Ah o hidrofor yok mu?!
Bu şiir tam olarak babamın şiiri. O yüzden o kadar çok sevdim ki defalarca okudum.

Birhan Keskin 'in bitirdiğim üçüncü kitabı olmasına rağmen sanki yeni tanışıyor gibiyim kendisiyle. Orijinal anlatımıyla yerini hemen aldı kalbimde.

Kargo
İşte bu da benim şiirim.
Birhan' ca okuyup bir canca yorumladığım birkaç satırı ekleyerek bitiriyorum incelememi.

Keyifli okumalar şimdiden.. :)

Sana, buraya, mahcup bir merhaba bırakıyorum.
Karnını doyurmaz, susuzluğunu gidermez belki ama içini ısıtır.
Sıcacık, sımsıcacık olursun..

Sabahsız geceler, gecesiz sabahlar bırakıyorum pencerene. Bir şeyi, hiç bitmeyecekmiş gibi yaşamanın hazzına varırsın.
Bir parça kaybolursun zamansızlıkta. Ama merak etme, yeni bir gün doğar ve sen, ansızın uyanırsın..

Bak, baş ucuna da kitaplarımı bırakıyorum. Öyle eskimiş, yıpranmış gözükmelerine aldanma. Emin ol, altlarını çizdiğim cümleler, çok memnunlar seçilmişliklerinden.
Sen de oku, en azından çizdiklerimi oku. Benimle aynı kelimeleri konuşur, aynı sesleri duyarsın..

Bir buket nergis ısladım vazoya. O da dursun şurada. Kokusu sarsın rüyalarını. Ciğerlerin bayram edecek inan bak.
Cennetteyim sanırsın..

Bir de çay hazırladım. Bir tutam umut, bir tutam azim ve bolca unutuş kattım içine. İyice de demledim. Hele bir yudum al bakalım. Nasıl, aydınlık yarınlara inandığımı anlarsın..

Ha anahtar mı? Çekmecede. Ben çekerim giderken kapıyı. Uyu, dinlen, oku, düşün..

Özledin mi?.. Olmadı ararsın..
80 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
"Erkekler daha çok sever o yüzden de kadın şair yok denecek kadar azdır." gibi basit, cinsiyetçi, hiç bir dayanağı olmayan alelade bütün cümleleri reddediyorum. Sevgisini bir şekilde meşrulaştırma çabasının cümlesidir çünkü. Sevgiyi böyle bir cümleyle ölçmeye kalkmak acizliktir. Bunlardan biri de "Günümüzde iyi şair yetişmiyor" Laf! (Hatta laugh)... Günümüz şiirinde, neredeyse bir kaç kelimeyle şair olmaya özenen her ne kadar primci tacirler cirit atıyor da olsa, diğer yandan; hatrı sayılır, kallavi, nitelikli, donanımlı, duyarlı ve hassas şairler de yetişiyor. Bu tür derme çatma cümleleri kuranların, Gülten Akın'dan, Nilgün Marmara'dan, Günseli İnal'dan ve Birhan Keskin'den (isimler çoğaltılabilir) haberdar olduklarını düşünmüyorum. (Niye bu kadar sinirlendim bilmiyorum. Sanırım beni bu popüler kültür mahvetti.)

Sizi temin ederim, bundan yıllar sonra bahsettiğim tacirlerin (Kimlerden bahsettiğimi anladınız siz) esamesi okunmazken, Birhan Keskin gibi zamanının ötesinde şairlerin kırılgan şiirlerini bütün hassasiyetimizle okumaya devam edeceğiz. Sorarım size; şu Birhan Keskin dizeleri eskiyebilir mi?

"Yenildim ben, unutuldum ve üzgün değilim inan.
Büyüktü çünkü onların dünya arzusu
Benim otların sesiyle kaplı kalbimden
Söktüm atımı söğüdün gölgesinden
Şimdi yol benim yeniden.
...
Bir cümledir insan
arşla ferş arasında ve hep haklı
Vardım işte demek için
ömür denen cisimde saklı." (s.71)
77 syf.
·13 günde·Beğendi·7/10
Bu kitaba inceleme yazmayı düşünmüyordum ama kendime de hatıra olarak kalsın bu yazım. Bu kitap bir şiir kitabı. Tür olarak öyle geçiyor ama bence şiir kitabı değil. Şiir gibi. Nesir gibi. Öykü gibi. Deneme gibi. Bunların hepsi gibi, ara tür desek yeri: ŞİİRİMSİ. Asla başarılı bir kitap da değil. Öyle kaliteli şiir kitapları gördü ki bu gözler, buna hmm çok iyi diyemem. Lakin başarı, hissettirmek değil midir? Benim için öyle. Birhan Keskin ne yazsa okurum diyeceğim insanlardan olalı uzun zaman geçmiş. Onun kaleminde, okuruna hissettirdiklerinin farkında olup olmadığını bilmediğim, ama onu okurken hissettiklerimi onun da bilmesini istediğim bir şeyler var. Hani böyle mideniz karıncalanır, peki kalbiniz? Sizin, bazı kalemlerin kelamlarını okurken kalbiniz karıncalanır mı? Göğsümde karınca yuvası meydana geliyor benim. Yuvalarını kurmaya, 12'den vururcasına, kalbimden başlıyorlar. Sonra ben öksürmeye korkar geziyorum ortalıkta. Ya öksürür de yuvalarını sarsarsam düşüncesiyle, varsın onlar beni sarssın diyorum. Yine içimde bir yerlerde hareketlilik var. Midemde ateş yakıp marshmallow pişiriyor olamazlar. Galiba Birhan Keskin etkisi bu.

Kitabın ilk şiiri Kargo adlı şiir. Belki 37 kere okumuşumdur. Bir şiir neden 37 kere okunur? Ben bu kitabı da 37 kere okumuş olabilirim bu süre içerisinde. Çünkü.. Söyletme işte hayat. Karınca yuvası diyorum daha ne söyleyim sana. Kışları dünyada olduğunu daha iyi anlayan bu kadının, ilkokula başlarken her gün taraması zor olur diye saçlarını kısa kestiren annesi, acaba hayatı boyunca saçlarını kısa tutacağını bilebilir miydi? İlk arkadaşı Nurcan esmer diye geceyi sevmiş misal. Lan dediğine, ağzının biraz bozuk olduğuna bakmayın. Şu incelik kimde var? Geceyi sevmek, daha güzel hangi sebeplere bağlanabilir?

''Anne bak ben kime yazılmış çok eski bir mektubum'' cümlesi gözümün önüne sararmış, elimde dağılmasından korktuğum, yer yer mürekebi dağılmış bir mektubu getirdi. İnsan, bir mektuptur, zamana bağlı da dağılır mürekkebi. Kırışmamız, boşunu mı sandınız?

''Hayat bazen katırlara sümbül vermek filandı.'' :) Evet Birhan Keskin. Hayat katırların sümbülleri bazen ezdiği, bazen çiğnediği bir metropoldür. Şaşırdınız mı? Uzun kulaklarını, beyinlerinin içine içine kıvıran katırlar, daha nelerin üstünde mel mel bakarak gezindiler, ah. Ya da vah. Belki de peh. Daha çok tüh. Bazen de tın. Artık en çok tın. İnsanlık olmuş vın. Ben hayatımda hiç böyle bir inceleme de yazmamıştım. Kendimi de bir farklı gördüm şimdi. Hoşuma gitmedi desem yalan olur. Ve şu an hissettiğim sarı sarı buğday tarlalarında Eti Burçak bisküvimi çaya bandırırken, ilerde gördüğüm koca asırlık çınara bakarken, derin bir iç geçirerek tebessüm ettiğim. Halbuki masamdayım. Evde. Yan komşutatlişkoloşlarımız torun seviyor. Zeytin gözlü bir kız bebek. Köpekler ve bebekler popolarını dıgıl dıgıl sallayarak yürürler. Sanırım onları bu yüzden seviyorum. Bebek severken önceden narince sevmezdim. Sarılırken bebekler şaşakalırdı. Gözleri yuvalarından uğrardı gariplerin. Annem de öyle sever. Sonra dedim ki bir gün evladıma biri böyle sarılırsa... O gün bugündür insan gibi seviyorum da konu buraya nasıl geldi?

Artık kış eski fotoğraflar gibi dediği anda bayılmışım. Belki de bayılır gibi oldum. Belki de o an şuurum kapandı. Belki de hiç bu kadar gerçeğin içinde olmamıştım. Olmuşumdur. Yalan olur olmadım dersem. Şu fani hayatımda, neler neler gördük geçirdik. En güzel günler, babamın ellerini tuttuğum, ponpon örgü şapkalı küçük bir kızkenki kış günleriydi. Yine neden o demlere uzandı ki bu zihin. Yine Birhan Keskin etkisi. Kış artık sahiden fotoğraflarda mı kaldı? Üzülürüm..

Koyu yeşil gözlü Zehra teyzesi ve kızı Lan Hayriş'e yazdığı öykümsü şiirimsi yazıda, birden baharın geldiği ama hüznü de içinde barındıran, güneşli bir eve gittim. O evi hiç görmemiştim. Sanırım resim kursuna gitmeliyim. 26 yaşında da insanın eli fırça tutabilir mi? Eğer mümkünse, şu kitapta uçtuğum yerleri resmetmek isterdim. Ne de güzel olurdu. An'ı dondurur, duvarıma asardım.

Toparlamalıyım artık. Çok tuhaf şeyler yazar oldum. İnsan kendinin tekrarıdır. Ama ilk defa böyle garip bir şey yazdığım için "tekrar" şimdi uzaklarda. Mevzu en çok ne biliyor musunuz? Ruhların rengi var. Her nasıl oluyorsa, onlar birbiriyle bir ahenk içinde buluveriyorlar kendilerini daha ilk karşılaşmalarında. Öyle hissediyorum. Yaşayan şairler içinde https://1000kitap.com/yazar/Ibrahim-Tenekeci benim için bu dönemin şair-i azamıdır. Furkan Çalışkan tanışırsam yüreğim titrerse ya diye asla tanışmayacağım, en sevdiğim şairdir. Muzaffer Serkan Aydın adam gibi adam, mükemmelin karşılığı satırlarında olan, neden daha fazla kitabı yok diye üzüldüğüm şairdir. Ahmet Telli Belki Yine Gelirim'i aklıma her geldiğinde, hele bir daha okumalı, o neydi o dediğim değerli şair. Didem Madak, saç tellerin kadar yazmadan gitmemeliydin dediğim, yürek değil merhamet taşıyan kadın. Ne çok severim onun satırlarını. Metin Altıok okuyup, adamlık ve sevmek nedir öğrenilecek insan. Gönlümün göğüne öyle süzüldü ki asil bir kuş gibi. Hangi sözle onu övebilir şu yüreğim, bilmiyorum. Son olarak https://1000kitap.com/yazar/Birhan-Keskin. Kısa saçlarında, neşeyi ve öfkeyi taşıyan, ince kadın. Varlığın ne de güzel bir bilsen. Ama yaz, daha çok. Yaz ki, şu dimağlar şenlensin.
77 syf.
Kitaba başlarken inceleme yazmayı düşünmüyordum, demiştim ki kitap zaten kısa inceleme yazmayayım ama yanılmışım dolu dolu geçti sayfalar. Yer yer düz yazı şiire dönüştü, şiir düz yazıya... Sıkıldım okurken bunaldım, bir de ağladım... Gerçekten ağladım çünkü kanayan yarama tonlarca tuz döktü ... Sizinle de paylaşmak istiyorum bitirdiğim saatten beri
http://www.anitsayac.com
Bu linkte takılı kaldım, açıp açıp ağlıyorum yazık olan hayatları gördükçe, siz de görün! Görün ki utanalım ayıbımızdan. Siz de görün ki acım yalnızlık çekmesin. Şiiri de bırakıyorum buraya siz de okuyun belki kitabı okuyamazsınız ama şiir yer etsin belliğinizde...
Giydiğimiz etek boyuna, doğuracağımız çocuğa karar verenler kim
Kadınlar ilk sevişmesinde neden babasının yüzünü gördü
Küçücük kızlar dedesi yaşındaki adamlarla neden
Neden genelevler var neden hep bir kadın otobanda
Ütü reklamında bir kadın çıplak
Otomobil fuarında bir kadın öyle arabalar üstünde, neden
Doğum günlerimizde bize mutfak robotu hediye edenler kimlerdi
Şakağımıza silahı dayayanlar kimler, kimlerdi Birhan?
...
Zıvanalı geçme tekniği nedir Aslı bilir misin?
Bak öğren bunu.
Çünkü bu şiir birbirine geçmiyor.
Acıyor, soğuyor, acıyor, soğuyor, acıyor, soğuyor.
Bitişmiyor. Birinin acısı öbürüne geçmiyor.
Bütün kadınlara bundan böyle başka türlü "ateşli" olmayı
"şiddetle" öneriyorum Aslı
Çıkıp iki oda bir salondan
Ateşli silahlar elimizde, Uma'nın kılıcı belimizde,
Savunma ve dövüş sanatlarında ustalıklı.
Anitsayac'ta bu kadar kadın ismi yeter,
Yeter artık, yeter çıkalım zıvanadan.

**Biz bu şiiri yazarken, Özgecan henüz katledilmemişti. http://www.anitsayac.com
sitesine ve son yıllarda hızla artan erkek şiddetine dikkat çekmek amaçlı böy­le bir işe girişmiştik. Son bölüm Özgecan' ın vahşice katledilmesinden sonra yazıldı. Ve anladık ki artık bu şiire devam etmek başka türlü bir acizliğe dö­necekti. Çünkü yaklaşık iki ay süren bu şiir çalışmasında hemen her gün bir
kadın cinayetine tanık olduk. Çok üzgünüz ama yasta değiliz. Hiçbir devlet
"büyüğünden" ve hiçbir saraydan adalet beklemiyoruz. "Kadınlar savaşçıdır"
diyen Didem Madak'ı selamlayarak, içimizdeki yerlileri dürtüyoruz. Biliyo­ruz ki kadın cinayetleri politiktir. Ama unutmasınlar ki meydanlar, sokaklar
bizimdir. - 16 Şubat 2015, Birhan Keskin-Aslı Serin.
80 syf.
" Ben zaten o ilk acıyla ölmediğimde çok gücenmiştim hayata.İnsan olmuştum ilk o zaman.Ya da bozmuşlardı beni yenidoğandan.Kendimi acıya teslim ettiğimde hatırladım, ölünmüyordu,hatırladım."(21)
Güvenmiş bir kadının Keskin dizeleri, şiir tavsiyelerimi aldığım arkadaşım şairin bu kitabını daha çok seveceksin dediğinde bu kadarını düşünmemiştim, her dizenin altını çizmek istedim, bazı dizelerinin altını 10 renk kalemle tekrar tekrar çizmek...

İşte kadın şairin haslarından bir tanesi, her kitabı okunması gereken beyaz gömleklerimize rağmen içimizdeki narı dürtmeye çekinmeyen biri o.
Kimi zaman acısını kimi zaman umutlarını paylaşan...
"Şuraya bir cümle koydum. Bırak, acımızı birileri duysun. Hem zaten şiir niye var? Dünyanın acısını başkaları da duysun." (Fakir Kene?b=alintilar&sayfa=1) duysun diyorsun, diyorsun da acaba duyan var mı...?

"Gördüğüm her "cümle" bana bıçak gibi battı, anlayamadım. "(10) okuduğum her cümlen bıçak gibi hatta bir hançer gibi batti içime, sen duygularıma tercüman olan mükemmel bir kadınsın...
Yakıyorsun, yıkıyorsun ama en çok da iyileştiriyorsun...

" Halimi anlatacak sözler yazamam artık" (68) 80 sayfalık şu kitapta dolup dolup taşıyorsunuz dizelerden, eriyorsunuz bitiyorsunuz en çok da
"Ben seninle sevgilim
Mutsuz ama bahtiyardım" deyip basıyorsunuz bu kırılmış şairi bağrınıza...

Ve incelememi kitabın son dizeleri ile bitirmek istiyorum.
" Balkonunuz çok yüksek sizin baş döndürüyor.
Dünya pek alçak bir yer olacak yakında öyle görünüyor"

Kitaplarla kalın kitap dostlarım...
49 syf.
Arkadaşlar uzun aradan sonra merhaba :) ölmedim buradayım. ..
Uzun zamandır kendimi hazır hissetmiyorum inceleme yazmak için. Zor geliyor, cümleler toparlanmıyor ama azıcık hatırlatayım kendimi diyorum ve bunun için Birhan Keskin'i seçiyorum =)
Birhan Keskin ile Fakir Kene kitabında tanıştım soyadı gibi Keskin dizelerini çok sevdim ve ilk kitap siparişimde 2 kitabını aldım... Ba kitabına başladığımda ise anladım neden sevdiğimi "Dilimde yarım bir hece gibi kalan babamın güzel hatırası için..." diye başlamıştı kitabına ve anladım ki; yarım kalan yerimden, yarım kalmıştı cümleleri... Sonra dünyaya bakışı değişmişti bilirim böyle olur çünkü. "O günden sonra kuracak güzel bir cümlem olmadı hiç dünya için." (40) diyor zaten ne yazılabilir ki, bu dünya için ???

Biraz araştırdım Birhan Keskin'i ama çok fazla bilgi yok hakkında. Gülten Akın hayranıymış mesela, çok büyük sevgisi varmış; hatta Gülten Akın'ın toplu şiirlerinin editörlüğünü yapmış, tanımayan çoğu kişi Ezel dizisindeki şiirinden sonra tanımış ve sevmiş... Yaz mevsimini pek sevmiyor şiirlerinde sıkça dile getiriyor bunu ve saçlarını da uzatmak için kimseye sözü olmadığını söylüyor (sanırım Kim Bağışlayacak Beni kitabında şuan yanımda değil) yani şaçlarından vazgeçecek kadar yıpratmış hayat onu, saçlarına bile küsen bir kadın o...

Ba kitabı ona 2006 Altın Portakal Şiir Ödülü’nü kazandırmıştır böylece edebiyatta bu ödülü alan ikinci kadın şairimizdir...
İncelemeden çok bilgilendirme olan bu yazıda az da olsa Birhan Keskin i anlatmaya çalıştım çünkü 50 sayfalık kitabında "Karnıyım dünyanın. Yeryüzünün ağrısı bendedir." (37) diyerek tüm acıları akıtmış dizelerine, salmış ağrılarını şiirlere...
Keyifli okumalar diyemeyeceğim çünkü neresinden tutarsan tut kırılgan dizeler bunlar...
Uzattığım için affola, tekrar görüşene kadar hoşça kalın :)
178 syf.
·Beğendi
BİRHAN KESKİN ŞİİRLERİNİN BANA FISILDADIKLARINA DAİR
Birhan Keskin şiirlerini Eser Gökay’ın okumalarıyla tanıdım. “Hüzünlü Gezinti Güvertesi”ni ve “Kışın Bana Yaptıkları”nı ezber edinceye kadar defalarca dinledim ve hala da dinliyorum. Öncelikle ifade edeyim ki bu bir şiir kitabı tanıtımı yazısı değil, inceleme, tahlil hiç değil, zira bana göre şiir anlatılabilir bir şey değil. Müzik gibi, rüya gibi, hayal gibi soyut bir şey şiir. Bu sebeple bu yazının okuyucuya verdiği, vereceği tek şey Birhan Keskin şiirlerine dikkat çekmek olabilir ki bu yazının bunun dışında bir amacı da yok zaten.
Ben şiir tahlili konusunda Ahmet Haşim gibi düşünürüm hep. Üstat, şiirin soyut bir şey olduğunu, musiki gibi ruha dolacağını, şiiri tahlil etmeye kalkışmanın bülbülü eti için öldürmeye benzeyen nafile bir iş olduğunu ifade eder ki bence çok da haklıdır. Bazı şiirler okundukları anda nettirler, üzerinde düşünmeye gerek yoktur, ama bazı şiirler önce ruhu doldururlar öyle ki şiir bize musikinin verdiği zevke yakın bir lezzet verir. Ve böyle şiirler okundukça derinleşir, okundukça anlam kazanırlar. İşte Birhan Keskin şiirleri de böyle. Şair, bize çok tanıdık gelen hisleri öyle başka türlü anlatıyor ki okudukça içinizde bir yerlere dokunuyor ve mısralar ruhunuza yerleşiyor adeta.
"Ömür boş yere çıkılan bir yolculuğu anlatır /yanlış bir yere uğramaktır sonbahar
hışırdayan rüzgârdır / yaprak hışırdamaz."(s.90)diyor mesela ve sonbahar ve yapraklar konusundaki tüm kalıplaşmış düşüncelerimizi yerle bir ediyor.
"Anı olacak bir şeyim yok /her şeyin dünündeyim."(s.116) diyor ve uzun uzun düşündürüyor. “Her şeyin dününde olmak” diye tekrar edip duruyorsunuz içinizden ve anısızlığın iyi bir şey mi yoksa kötü bir şey mi olduğuna bi türlü karar verememiş olarak sayfayı çeviriyorsunuz.
"Uçurumu anladım / inadım bitti artık / uçurumu anlayan haklıdır / uçurumu anlayan susar."(s.87) diyor mesela. Bazı durumlarda susmanın ne de zor olduğunu hatırlıyorsunuz ve acaba diyorsunuz kendi kendinize, susmak, susabilmek için illa uçurumun dilini mi anlamak lazım? Kim bilir belki de öyledir…
"umarım bağışlarsın kederimi, haylazlığımı, /umutsuzluğumu, dalgınlığımı; /yani benden geçtiğinde anlamı sarsılan ne varsa..." (s.71) diyor sonra. Keder, haylazlık, umutsuzluk ve dalgınlık kelimeleri nasıl böyle büyüleyici şekilde bir araya getirilir ve insan geride bıraktığı sevdiğine kendisini bu kadar zarif şekilde nasıl ifade eder diyor ve tutulup kalıyorsunuz.
“Sana böyle akmaktan çok korktuğum için / oldu her şey, /şelaleler de bu yüzden ilgilendiriyor beni” diye başlıyor bir şiire ve modern çağın insanının tüm korkularına tercüman oluyor. Acılarını mısralar boyunca anlattıktan sonra “Neyse, / sevgilim telefonun öbür ucunda ruffles yiyordu.” Derken hem gülümsetiyor hem de aşkta bir tarafın hep daha fazla yandığını, diğerinin ise acıya yalnızca seyirci kaldığını kısacık bir dizeyle zihnimize kazıyıveriyor.
"Biliyorsun, / bir baş dönmesi gibi sürüyor hayat,"(s.56) diyor mesela ve hayatın ve yaşamanın insan ruhuna yaptıklarını kısacık iki mısrayla en veciz şekilde özetleyiveriyor. Sonra "Serin bir rüyanın hatırınadır Çektiğim dünya ağrısı."(s.13) diyor ve dünyaya dair çektiğimiz tüm ağrılar bir anda diniveriyor. “Madem serin bir rüyanın hatırına çekelim bari”, deyiveriyorsunuz, içiniz umutla doluyor.
Birhan Keskin şiirlerini anlatmaya kalkışmak haddim değil. Benim aciz kalemimin elinden gelen bu şiirlere dikkat çekmektir sadece. Umarım bu yazı böyle bir amaca hizmet edebilmiştir.
BU YAZIYI BLOGUMDAN ALTI ÇİZİLİ DİZELER VE FON MÜZIĞİ EŞLİĞİNDE OKUMAK İSTERSENİZ:
https://hercaiokumalar.wordpress.com/...sildadiklarina-dair/
80 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Sevgili Birhan Keskin kelimeleri ağlatan aciyi bu şekilde iliklerde hissettiren bir şair..Okuduktan sonra genel de bana elimi ve yüzumu yikatır kendime gelebilmem icin..Hakikatten kadın şairler içerisinde en etkin ve farklı olanıdır.Oğuz atayı görürüm şiirlerinde.

Söyle söylüyor şiirle ilgili;

“Şuraya bir cümle koydum. Bırak, acımızı birileri duysun.” Acıyı hep birlikte çekiyoruz, yazar, okur ve aslında biz. Kardeşiz. Gereğiz birbirimize. Şiir bunun için varsa var. Keskin, dünyaya bildiriyor gerçekte, yani soruyor: Şiir niye var? Neden şiir? “Dünyanın acısını başkaları da duysun!”, diye. Acı paylaşılsın, diye. Şimdi ve burada şiir acıları tümler, kardeşler ve direnmeyi (acı çekmemeyi) olsa olsa yükseltir ve şimdi burada bunu yapmıyorsa ‘işe yaramıyordur’. Ey Okur kulağım, işitiyor musun bu sesi, ne diyor bak! Şair Birhan Keskin şiir bunun için değilse başka bir şey için de olmasın, diyor, diyebiliyor.

siirlerin etkisinden de öyle kolay çıktığım soylenemez doğrusu.her parçası taş gibi ağır ama hani yazarken, şairinin parça parça hafiflediğini, içini dolduran taşları tane tane atıp rahatladığını hissettiren bir siir ama okurken hepsini içinde hissediyorsun.Olamamislik hikayesi var.

Acıyı dünyayla damgalar ve haykırır dize sonlarında vurguları ondan yapar ve bu vurgular dizenin genelde kilit kelimesidir.
Doğa karşısında, hayat karşısında alınmış büyük yenilginin kederini anlatır.

Taş Parçalar şiirlerini bir çığlık olarak okudum baştan sona, birkaç kez. "Çığlık"ta bütün o ıssızlığın içinden insana sesleniş var, duyulma isteği, umudu; yardım çağrısı, belirsiz bir kurtulma umudu... Ses, insan bedeninin şekliyle duyulabilen bir çığlığa dönüşmüş.

"Taş Parçaları" bölümündeki 42 şiirdeyse, yalnızlığın, terk edilmişliğin içinden tek bir kişiye, sevgiliye sesleniş var: Öfkeli, nöbetler içinde, çılgın bir sesleniş, üstelik kurtuluş umudu da yok, kesin: "Ben kaybettiğime ağlayayım sen kaybettiğine ağla "
Durup durup yinelenen sözcüklerde; kimi zaman bir acıyı, kimi zaman bir öfkeyi, bir kafa tutmayı dile getiren ses yinelemelerinde öfkeli çılgın bağırışlar, iç çekmeler, hıçkırıklar buluruz. Bunun için çığlık dedim.
1'den 42'ye şiirlerin sıralanışındaki düzensizlik, bir ileri bir geriye dönüşler de sadece aynı kararsız, aksak, sarhoş yürüyüşü güçlendirmek için sanırım. Çünkü ister verili sırayla, ister 1'den başlayıp sona sırayla okunsun değişen bir şey olmuyor.
Ağıtlarda, geçmişe dönüş özleminin çağırdığı anlatı'nın yanında, geriye dönülemezliğin neden olduğu ilenme havası da vardır. "Taş Parçaları"nda da bir ölenin değilse de bir 'giden'in ardından yakılan bir ağıt havası var. Anmalarla, anımsatmalarla yürüyen; "aşk olanın ötesinde bir aşk"la bir araya gelmiş iki kişiden birin gitmesiyle, geriye kalanın 'dağılma'sı, kendini 'bu dünyaya fırlatılmış gibi hissetme'sinin, ilenmesiz, birazcık sitemle ama yüksek sesle yankılandığı bir (yitik) aşk öyküsü..
.
"Beni bilmediğim bir dünyaya attı...
Bir cümlem yok, darrrrğğmadaaaaaaanıım, bundan
Bir düşümüz vardı, 'birlikte yaşamak' koymuştuk adını,
Çok acıyor, belki bundan. Aşkî bir cümle mi bekliyorsun benden.
Beklemeeeeeeee."

ben seninle sevgilim
mutsuz ama bahtiyardım

sanırım bundan güzel anlatılamaz birini sevmenin sancısı. birini sevmek, severken üzülmek, üzülürken yine de mutlu olmak.Birhan keskin bu işi biliyor, çözmüş olayı..

omurgamı aldın benim
omurgamı aldın
omurgamı aldın
omurgamı.

niye?.."

Omurga gidince kalkma fiilide gider, insan da gider aslında bir anlamı kalmaz toprağın üstunde aciyla kalkmayi bekler.Ask ve aci ancak boyle anlatilabilir.

Kitabın içerisinde yer alan şiirler;

taş parçaları
sunu
Taş Parçalari
eski dünya
Dallari Aralamak
Atlar
Taygam
Bu Mektup Sende Dursun
Kör Derinlik
Gölgede, Serin.
İki Olmak
Kuğunun Şikâyeti
İlhan İlhan..
Ankara 2
Kirmizi Şef
Vuslat Çayiri
İnsan
Öteki

Kitap ve canım şair Birhan kesinle ilgili bu yazıyı okumanızı tavsiye ederim;

http://www.edebiyathaber.net/...eskinle-birkac-saat/
178 syf.
·Beğendi·9/10
bazı şiirlerini kısa, geçici delilik anlarında yazdığına emin olduğum şair kadınlardan biri Birhan Keskin.
kısa,geçici delilik anlarında yazdığı satırlarda bu etkileyici kitabında bolca mevcut.

"onu, sevebileceğinin en yücesiyle sevdin.
titreme daha fazla kalbim.

Alt metinlerinde şiddetli patlamalar barındıran ve aslında göründüğü kadar naif olmayan dizelerin sahibi Birhan Ablamız iyi ki de var..

"yaralanan bir şey tekrar iyileşebilir mi,
iyileşen yerde iz kalınca?"

Yoğunluğu Kalbinize,beyninize lök diye oturan kadın.O Yazıyor,siz okuyorsunuz sonrada bön bön bakıyorsunuz kitap satırlarına.

"dur diyor ayaklarım, dinlen, bekle.
her şey her şey terketmiş seni
bir taşın bir kumun gölgesi bile."

Yazarın biyografisi

Adı:
Birhan Keskin
Unvan:
Türk Şair, Yazar
Doğum:
Kırklareli, Türkiye, 1963
Türk şair, yazar. 1986 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü'nü bitirdi. İlk şiirini 1984 yılında yayımladı. 1995-98 yılları arasında arkadaşlarıyla birlikte Göçebe dergisini çıkardı.Çeşitli yayın kuruluşlarında editör olarak çalıştı. 1991 ile 2002 arasında beş şiir kitabı yayımladı.

Yazar istatistikleri

  • 1.426 okur beğendi.
  • 5,6bin okur okudu.
  • 84 okur okuyor.
  • 2.207 okur okuyacak.
  • 12 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları