Kim Bağışlayacak Beni?

·
Okunma
·
Beğeni
·
3.393
Gösterim
Adı:
Kim Bağışlayacak Beni?
Baskı tarihi:
2013
Sayfa sayısı:
178
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753425131
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis
Günün saf ışığı yavaş yavaş ovadan geçecek birazdan. 
Dağların ardında eflatun bir perde gibi dalgalanacak. 
Sonra ışık hızıyla -evet ışık hızıyla- camın karnından 
içeri, durgun, sessiz ve hep öyle kalacakmış gibi yayvan 
odaya vuracak. Bir kapı, ötekine gıcırtıyla gerinerek 
açılacak, mutfakta çayın sesi demlenmeye başlayacak.
 
BİRHAN KESKİN ŞİİRLERİNİN BANA FISILDADIKLARINA DAİR
Birhan Keskin şiirlerini Eser Gökay’ın okumalarıyla tanıdım. “Hüzünlü Gezinti Güvertesi”ni ve “Kışın Bana Yaptıkları”nı ezber edinceye kadar defalarca dinledim ve hala da dinliyorum. Öncelikle ifade edeyim ki bu bir şiir kitabı tanıtımı yazısı değil, inceleme, tahlil hiç değil, zira bana göre şiir anlatılabilir bir şey değil. Müzik gibi, rüya gibi, hayal gibi soyut bir şey şiir. Bu sebeple bu yazının okuyucuya verdiği, vereceği tek şey Birhan Keskin şiirlerine dikkat çekmek olabilir ki bu yazının bunun dışında bir amacı da yok zaten.
Ben şiir tahlili konusunda Ahmet Haşim gibi düşünürüm hep. Üstat, şiirin soyut bir şey olduğunu, musiki gibi ruha dolacağını, şiiri tahlil etmeye kalkışmanın bülbülü eti için öldürmeye benzeyen nafile bir iş olduğunu ifade eder ki bence çok da haklıdır. Bazı şiirler okundukları anda nettirler, üzerinde düşünmeye gerek yoktur, ama bazı şiirler önce ruhu doldururlar öyle ki şiir bize musikinin verdiği zevke yakın bir lezzet verir. Ve böyle şiirler okundukça derinleşir, okundukça anlam kazanırlar. İşte Birhan Keskin şiirleri de böyle. Şair, bize çok tanıdık gelen hisleri öyle başka türlü anlatıyor ki okudukça içinizde bir yerlere dokunuyor ve mısralar ruhunuza yerleşiyor adeta.
"Ömür boş yere çıkılan bir yolculuğu anlatır /yanlış bir yere uğramaktır sonbahar
hışırdayan rüzgârdır / yaprak hışırdamaz."(s.90)diyor mesela ve sonbahar ve yapraklar konusundaki tüm kalıplaşmış düşüncelerimizi yerle bir ediyor.
"Anı olacak bir şeyim yok /her şeyin dünündeyim."(s.116) diyor ve uzun uzun düşündürüyor. “Her şeyin dününde olmak” diye tekrar edip duruyorsunuz içinizden ve anısızlığın iyi bir şey mi yoksa kötü bir şey mi olduğuna bi türlü karar verememiş olarak sayfayı çeviriyorsunuz.
"Uçurumu anladım / inadım bitti artık / uçurumu anlayan haklıdır / uçurumu anlayan susar."(s.87) diyor mesela. Bazı durumlarda susmanın ne de zor olduğunu hatırlıyorsunuz ve acaba diyorsunuz kendi kendinize, susmak, susabilmek için illa uçurumun dilini mi anlamak lazım? Kim bilir belki de öyledir…
"umarım bağışlarsın kederimi, haylazlığımı, /umutsuzluğumu, dalgınlığımı; /yani benden geçtiğinde anlamı sarsılan ne varsa..." (s.71) diyor sonra. Keder, haylazlık, umutsuzluk ve dalgınlık kelimeleri nasıl böyle büyüleyici şekilde bir araya getirilir ve insan geride bıraktığı sevdiğine kendisini bu kadar zarif şekilde nasıl ifade eder diyor ve tutulup kalıyorsunuz.
“Sana böyle akmaktan çok korktuğum için / oldu her şey, /şelaleler de bu yüzden ilgilendiriyor beni” diye başlıyor bir şiire ve modern çağın insanının tüm korkularına tercüman oluyor. Acılarını mısralar boyunca anlattıktan sonra “Neyse, / sevgilim telefonun öbür ucunda ruffles yiyordu.” Derken hem gülümsetiyor hem de aşkta bir tarafın hep daha fazla yandığını, diğerinin ise acıya yalnızca seyirci kaldığını kısacık bir dizeyle zihnimize kazıyıveriyor.
"Biliyorsun, / bir baş dönmesi gibi sürüyor hayat,"(s.56) diyor mesela ve hayatın ve yaşamanın insan ruhuna yaptıklarını kısacık iki mısrayla en veciz şekilde özetleyiveriyor. Sonra "Serin bir rüyanın hatırınadır Çektiğim dünya ağrısı."(s.13) diyor ve dünyaya dair çektiğimiz tüm ağrılar bir anda diniveriyor. “Madem serin bir rüyanın hatırına çekelim bari”, deyiveriyorsunuz, içiniz umutla doluyor.
Birhan Keskin şiirlerini anlatmaya kalkışmak haddim değil. Benim aciz kalemimin elinden gelen bu şiirlere dikkat çekmektir sadece. Umarım bu yazı böyle bir amaca hizmet edebilmiştir.
BU YAZIYI BLOGUMDAN ALTI ÇİZİLİ DİZELER VE FON MÜZIĞİ EŞLİĞİNDE OKUMAK İSTERSENİZ:
https://hercaiokumalar.wordpress.com/...sildadiklarina-dair/
bazı şiirlerini kısa, geçici delilik anlarında yazdığına emin olduğum şair kadınlardan biri Birhan Keskin.
kısa,geçici delilik anlarında yazdığı satırlarda bu etkileyici kitabında bolca mevcut.

"onu, sevebileceğinin en yücesiyle sevdin.
titreme daha fazla kalbim.

Alt metinlerinde şiddetli patlamalar barındıran ve aslında göründüğü kadar naif olmayan dizelerin sahibi Birhan Ablamız iyi ki de var..

"yaralanan bir şey tekrar iyileşebilir mi,
iyileşen yerde iz kalınca?"

Yoğunluğu Kalbinize,beyninize lök diye oturan kadın.O Yazıyor,siz okuyorsunuz sonrada bön bön bakıyorsunuz kitap satırlarına.

"dur diyor ayaklarım, dinlen, bekle.
her şey her şey terketmiş seni
bir taşın bir kumun gölgesi bile."
Birhan Keskin, keskin dizlerin sabihi şairimiz...
Şiirleri yazmak kadar şiirlere inceleme yazmak da zordur, zaten şiir incelenmez her zaman ki gibi şuralara duygulu yazılarımdan bırakıyorum...

"Hiç kimse durup dururken şiir yazmaz. Bilakis, düzenle ilgili ve genel olarak bir rahatsızlığı olduğu için yazar. Yoksa, kendini dünyayla son derece barışık hisseden bir insanın şiir yazmasını beklemeyiz" diyor ve dünyaya ayak uyduramadığı için yeni bir dünya uydurduğunu söylüyor. Ne yaşadığını bilmediğimiz ama acıyla bir güzel mayaladığı şiirleri önümüze sunuyor...


"Şiir denen şeyle hayatınızın sonuna kadar uğraşacak mısınız, uğraşmayacak mısınız? Yani bu hakikaten bir karar bana göre. Şiir, diğer yazım türleri gibi değil. Romancı olacağım, hikâyeci, gazeteci olacağım diyebilirsiniz ama şair olacağım diyemezsiniz. Yani o zaten bir kader gibi gelir bulur sizi ama yırtabilirsiniz de ondan.” diye tanımlıyor şairliği ve ben 3. kitaptan sonra şair olacağım değil de şiir'de kalacağım dedim diyor...

Şiir denince Türkiye’de akla hep aşk şiiri, aşk geliyor. Oysa aşklar hiç de şiir gibi yaşanmıyor. Hatta, insanlar doğru düzgün aşk yaşayamadıklarını söylüyorlar. Bir şair olarak şiir’in bu konuda haksızlığa uğradığını düşünüyor musunuz? Diye bir soru soruluyor Birhan Keskin'e ve o da şu enfes cevabı veriyor.
"Aynen öyle. Haksızlık ediliyor. ”Şiir gibi aşk”, ya da ”şiir gibi bilmem ne” gibi söylemleri kullanıyoruz. Daha önce de söylemiştim, bir daha söyleyeyim: Şiir herhangi bir sözcüğün önüne ya da arkasına takılacak bir sıfat değildir. Mesela ”şiir gibi kadın” diye, şiir biraz kavranmadan, anlaşılmadan söyleniyor. Oysa şiir, kendi başına bir şeydir. Bir şeyin önüne ya da arkasına takılamaz. Aslında burada şiir’i bir nevi yüceltme de var tabii. Şiir gibi kadın derken övgüyle bahsetmek söz konusu ama bunu yapanlar şiir bile okumuyorlar ki! Hem okumadığın, hem de hiç takip etmediğin bir şeyi böyle kullandığın zaman evet, o zaman şiire haksızlık olur. Dillerine pelesenk olmuş bir şey. Ama gelgelelim ki okumuyorsun, anlamıyorsun. Bir ”şiir gibi” dir gidiyor. Çok saçma bence."

Ortak bir payda olarak şiirlerde buluştuğumuzu ve bu ortak paydada olan kesimin şiirlerini benimsediğini söyleyen birisi o :)
Yazı hiç sevmiyor ve yalnızlığı da dizelerine yansıtmış bunları dizelerinde yerlerini almış uzun saçı ve yazı sevmediği de.
" Ne kıştan yakınacak ne yazı özleyecek sebebim vardı" (40) her şeyi açıklıyor
Hayalleri dik tutmak gerekir diyerek dizelerini dik ve kayalıklı bırakıyordu bize ama biz onu bu kadar o dik yamaçların dizelerinde sevdik bilemiyor mutlu olsaydım yazamadım diyor o yüzden utanıyorum kendimden bir insanın acılarını bu kadar sevdiğim için...

"Sustum. Yeryüzü olacağı gibi olsun. " (22)
“İnsanoğlundan beklediğim her şeyi
şiirden bekliyorum.”

“Edebiyat sanatının hemen hemen bütün milletlerin tarihindeki en temel, en eski, en estetik ve en asli türü şiirdir. Şiir, ilk edebi söyleyişlerden bugüne, insanoğlu için en sıcak, en etkili ve en lirik bir söz sanatı olagelmiştir. Peki şiir nedir? Arapça’dan girip yerleşmiş ve Türkçeleşmiş bir kelimedir. Kelime mânâsı “anlama, fehm, idrak, sezme, sezgi yoluyla bilmedir” Kavram anlamı olarak ise “Edebi değeri olan nazımlı ve kafiyeli söz”, demektir. Edebiyat bilimcileri ve şâirlerin şiir tarifleri ise şöyledir.
“Şiir bir hikaye değil, sessiz bir şarkıdır.”
“Şiir,sırrın dilidir.”
“Şiir, bütün hususiyeti edasında olan bir söz sanatıdır.”
“ Şiir kelimelerin bir araya gelemesinden hasıl olan büyük bir kelimeden başka bir şey değildir.” “İsmail Çetişli

Adeta terapi kitabı gibi de görülen Kim Bağışlayacak Beni. Söyleyemediklerimizi, dilimizin ucuna gelipte sustuklarımızı söylüyor, yazmıyor ağlıyor satırlara.Tavrını koyamadığımız şeylerin tavrı oluyor. Bununla da kalmayıp bütün içtenliğiyle çıkıyor karşımıza...Nitekim Tarhan’nın da dediği gibi “En güzel, en doğru, en büyük şiir bir hakikati müthişenin tazyiki altında hiçbir şey söyleyememektir. Yani, ne estetik haz veren bir şiir ne de sembolik simgelerle örülmüş bir şiir değil asıl şiir. Asıl şiir, müthiş bir gerçeklik karşısında dilini tutmaktır, hiçbir söz söyleyememektir. Ya da “kalemini ayağının altına alıp ezmektir.” Ondandır ki Kim Bağışlayacak Beni bizleri susturabilmiştir. “Sardunyalarla konuşarak çoğalttım aramızdaki ayrılığı/Sayarak çoğalttığım günleri tamamladım/Kirpiklerimin arasına çektiğim tülde/Yağmur durdu ve şimdi kış bitiyor/ Oysa kimse yokmuş dışarda/ İçim dışıma vuruyor.”

“Aşar-ı edebiyede de ve bilhassa şiirde üç nevi güzellik takdir olunur ki birincisi mehasin-i fikriyye ikincisi bedayi’-yi hayaliye üçüncüsü de sünuhat-ı kalbiyeye mahsûstur.” Yani şiirde his, hayal ve fikir örmüş olduğu güzellik anlayışının olmazsa olmazıdır. Kim Bağışlayacak Beni’de de bu üç özelliğin ne kadar güzel örtüştüğünü görmekteyiz. “Yüzümü ve anılarımı çıkaracak kadar güneşi yoktu yazların. Ağır ve nazlı, ben sizi develer tellâl değilken de sevdiydim. Var ettinizdi beni hem de yok ettinizdi, bense bir çocuğun rüyasındaki kartopu kadar gerçek olmak mı istedim.”

“ Şiir hadd-ı zâtında âli olduğundan tabiatı süfli olan müteşa’irlerden sadır olamaz.( Recaizade Mahmut Ekrem) Yani her şair geçinen güzel şiir yazamaz, yazsa da ruhsuz ve cansız olur, şiir yazmak yetenek işidir.” Şiir Mallarme’nin de dediği gibi “Kelimeler dinidir” Şiir Birhan Keskin’deki gibi hüner ve marifet işidir.
“Bahsetmediğim çok şey var daha/yaz çiçekleri, cam çiçekleri ölüyor/ Akşamın altını gümüşe dönüyor/ Bunlar da önemli elbette/ En az/ Bana ihaneti öğrettiniz/ Bana kanatlarımı bıraktığınız kadar. “

Şiir Cahit Sıtkı Tarancı’nın da söylediği gibi samimiyet ister. Kim Bağışlayacak Beni de şair gerçekten duyduğunu, hissettiğini, inandığını, yaşadığını ve intibalarını bütün samimiyetiyle anlatmıştır. “Unutmak için verdiğim bunca çabadan/geçtiğim bunca yıldan sonra/ tam unutmaya alıştırmışken kendimi/artık unutmak istemediğimi fark ettim./ Artık unutmak istemiyorum!/ Artık unutmak istemiyorum.”

Kim Bağışlayacak Beni’yi okuyan insan, şairle arkadaş olmak ister. Şairin akrabası, halası teyzesi amcası, kızı, oğlu ya da herhangi bir şeyi olmak ister. Bilmek ister: “Bana ihaneti öğrettiler derken de parktaki salıncağa binmeyi beceremedim bugün ben de “ derken de Birhan Keskin, nasıl bir psikolojidedir. Kim Bağışlayacak Beni’yi yazdıran nedir?

“Biliyorsun,
bir baş dönmesi gibi sürüyor hayat,
yazların yanına yazlar ekleniyor
zaman uzun bir sıcağa dönüyor burada
ağırlığına duygunun, taşınamazlığına
ve yazlar hatıraya...”
Şiirle ve Birhan Keskin'le ilk kez bu kitapla tanıştım. Israrla şiir okumuyor ve her türlü şiir kitabı önerisine karşı çıkıyordum ta ki bir gün kütüphanede bu kitabı okuyana kadar..
En sevdiğim iki kadın şairden biri Birhan Keskin ve konu çeşitliliği çok fazla. Hepimizin zihninden geçen düşünceleri öyle güzel ifade ediyor ki dizelerde, her şiirinde ona olan hayranlığım arttı. Ruth diye bana seslenip Ingeborg diye bana sızlandığını hissettim. Bıkmadan defalarca kez okuduğum ve şiir kitabı tavsiyesi isteyen herkese önerdiğim bir kitap. İyi ki şiir okumaya bu kitapla başlamışım!
Şiir...

Şairler farklı insanlardır. Rahat olmayan, herşeyden bir anlam çıkaran, acı ve hüzün dolu kalpleri ile dünyayı anlamaya çalışan dünyaya yabancı insanlar.

Birhan Keskin kelimelerle dans eden, daha doğru bir ifade kullanmak gerekirse kelimelere dans ettiren bir kelime ustası. Şiirlerinde hep bir karşı duruş vardır. Hayata, insanlara, duygulara... Ama bu insanı boğan ya da sıkan bir karşı duruş değilde “haydi gel, kelimeler ile dansıma eşlik et” diye seslenen bir davet gibidir. Gerçekten de öyle olur. Okumaya başladığınız andan itibaren kapılıp gidersiniz. “ İşte ben de tam bunu hissediyorum” deyip heyecanlanırsınız. Aynı sözcükleri kullanırız. Ama Birhan Keskin’in kaleminde o sözcükler ok gibi yüreğinize saplanır.

Mutluluk insana şiir yazdırmaz. Şiir yazmak için acıya, bitmiş bir aşka, bir derde ihtiyacınız vardır diyen bir şairin kitabı olarak ben gerçekten beğendim. Ki kendisini bu konuda haklı da buluyorum.

Gerçek şiir severlerin asla es geçmemesi gereken dili tatlı güzel bir kitap.

“Ömrün bir şey anlatıyor sana, ama sen anlamıyorsun!

Yağmur durmadan yağıyormuş;

Hiçbir şey rastgele değildir.

Hiçbir şey rastgele değildir.”

Keyifli okumalar...
Birhan Keskin ile tanıştım bu kitapta ve iyi ki tanıştım. Kitabı okurken "iyi ki şiir var" ve "iyi ki Birhan Keskin bir şair" diye yineleyip durdum kafamda. Yazdığı şiirler öylesine içine çekiyor ki insanı bir oturuşta bitirilebilir. Biten her sayfada daha çok hayran kaldım kendisine. Seninle geç tanıştık ama iyi ki tanıştık Birhan Keskin.
Beni şiirle tanıştıran, bir daha hiç bir şiir okumama gerek duydurtmayan sevgili güzel Birhancım Keskin. Kalemi keskin sözleri nahif. Şiddetle tavsiye ederim :D
Edebiyatta şiirin varoluşuna bir kez daha şükrettim bu kitapla beraber. Sığınılacak en güzel limanlardan biri. Kitabı bitirdiğim vakit istemsizce kitaba sarıldım, kitaba sarıldığımda hem kendime, hem de beni anlayan bir dosta sarılmışım gibi hissettim. Bu kitabı biriyle paylaşsam içimi ona açmışım gibi hissedeceğim. Öylesine derin, öylesine dokunan.
Ne yasamis olmalisin bunca duyguyu biriktirecek..Hep okunmalì..

seni bir yabancı gibi karşıma alıp
bunun dayanıklı bir şey olmadığını
sürekli kılınamadığını, çünkü aşkın
yapılan bir şey olmadığını,
başlangıçta bir melek konduğunu
sonunda bir kelebek öldüğünü,
yani kısacık sürdüğünü, oysa hayatın
bir korkular ve alışkanlıklar bütünü
olduğunu,
bütün bunları sana
nasıl anlatacağım ?
İçe işleyen cümleler ve anlatımla bezenmiş bir kitap. 1 saatte rahatlıkla bitebilecek bir kitap olmasına rağmen, ben birkaç güne yayılarak, okunması taraftarıyım. Çünkü özümsenerek okunduğunda çok daha fazla anlam katıyor.
Birhan Keskin ile tanışmam bu kitabında bulunan 'kışın bana yaptıkları' adlı şiirle oldu. Şiiri okurken yutkunamadığımı hatırlıyorum. Nasıl olur da bir şiir her cümlesi ile beni bu kadar anlatabilirdi? Demek ki acı evrenseldi...Dilini, tarzını kendime çok yakın bulduğum bu güzel şairi mutlaka okuyun. Eminim siz de kendinizden bir şeyler bulacaksınız...
Sustum. Sustum. Sustum.
Bütün aşkların sonunda yaptığım gibi,
konuşmak hiçbir şeyi, hiçbir şeye ulaştırmıyordu.
Biliyordum.
"Seni bir yabancı gibi karşıma alıp
Bunun dayanıklı bir şey olmadığını
Sürekli kılınmadığını, çünkü aşkın
Yapılan bir şey olmadığını,
Başlangıçta bir melek konduğunu
Sonunda bir kelebek öldüğünü,
Yani kısacık sürdüğünü, oysa hayatın,
Bir korkular ve alışkanlıklar bütünü olduğunu,
Bütün bunları sana
Nasıl anlatacağım?"
İçime işleyen acıyı size değil
bir suya bırakmayı öğrendim
dal olmaktan vazgeçeli çok oldu
bu yüzden ne bir ağacım var
bana beden
ne de çiçek açacak benden.
Ben büyüdüm
Akasyalar öldü
Üzgünüm.

Dışınız çok kalabalıktı
Beni içinizdeki zindana attınızdı
Olur ya bir gün
Suyu hatırlar şelale
Şeytan utanmayı öğrenir ve
Yüzleşir yüzünüz mevsimlerle

Sırf bu yüzden büyüdümdü,

Akasyalar öldü.
Konuşmam artık,
Ağır sözler söylemem.
Bir düş için,
Sabahları göğsüme,
Sedeften bir çiçek işlerim.

Hiç bilmedim,
Konuştuklarımdan ne anladın.
Ormanın korkunçluğunu söyledim.
Ovanın serinliğini sustum.
Sen uzun bir uykuyu uyudun,
Ben düş gördüm.

Durmadan bir yoldan söz ettim.
Suyum ben, adımı unutmadım.
Dolanıp, bir gün yanına düştüğüm.
Bir dağdan söz ettim.
Dünyanın işine karışmadım.
Beni avutmaz dünya, beni tutmaz da.
Dolanıp içinde kirinin,
Yine temiz geldim.

Göğsümde sedeften bir çiçek taşarım.
Bir büyü bu,
Hayata karşı yaptırdım.
Konuşmam artık,
Kalbini kırdımsa senin.
Bil ki, yanına düştüm..
Bir düş için,
Sabahları göğsüme,
Sedeften bir çiçek işlerim..

Hiç bilmedim,
Konuştuklarımdan ne anladın..
.........
Sen uzun bir uykuyu uyudun
Ben düş gördüm...!

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kim Bağışlayacak Beni?
Baskı tarihi:
2013
Sayfa sayısı:
178
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753425131
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis
Günün saf ışığı yavaş yavaş ovadan geçecek birazdan. 
Dağların ardında eflatun bir perde gibi dalgalanacak. 
Sonra ışık hızıyla -evet ışık hızıyla- camın karnından 
içeri, durgun, sessiz ve hep öyle kalacakmış gibi yayvan 
odaya vuracak. Bir kapı, ötekine gıcırtıyla gerinerek 
açılacak, mutfakta çayın sesi demlenmeye başlayacak.
 

Kitabı okuyanlar 382 okur

  • Ayşe K
  • Almira Talik
  • Teo
  • Dilay Ok
  • Refik Kayra
  • Emrullah Yetiş
  • Furkan Güreci
  • Büşra
  • Buket KORKMAZ
  • pamplemousse

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.5
14-17 Yaş
%4.4
18-24 Yaş
%30.1
25-34 Yaş
%38.1
35-44 Yaş
%16.8
45-54 Yaş
%1.8
55-64 Yaş
%0.9
65+ Yaş
%4.4

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%71.3
Erkek
%28.7

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%37.3 (44)
9
%24.6 (29)
8
%26.3 (31)
7
%7.6 (9)
6
%2.5 (3)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0.8 (1)
1
%0.8 (1)