Yusuf Hayaloğlu

Yusuf Hayaloğlu

8.8/10
120 Kişi
·
336
Okunma
·
171
Beğeni
·
5.381
Gösterim
Adı:
Yusuf Hayaloğlu
Unvan:
Zaza Şair, Şarkı Sözü Yazarı ve Ressam
Doğum:
Tunceli, Türkiye, 15 Aralık 1953
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 3 Mart 2009
Yusuf Hayaloğlu (1953 - 3 Mart 2009), Zaza şair, şarkı sözü yazarı ve ressam.

1953 yılında Tunceli'de doğdu. Parasız yatılı sınavında Türkiye ikincisi oldu ve Haydarpaşa Lisesi'nde yatılı okudu. Bir kısmı Elâzığ’da geçen lise eğitiminden sonra İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde resim eğitimine başladı. Bir yandan da Cağaloğlu matbaalarına grafik işleri ve bijuteri atölyelerine takı-aksesuar modelleri yapıyordu. 1972 yılında, üniversite eğitimine ara vererek evlendi. Askerliğini Bornova, Burdur ve Konya 2. Ordu Karargahı'nda ressam olarak yaptıktan sonra Elazığ’da ulusal bir gazetede muhabirlik yaptı.

İstanbul’a geri döndü. Yılmaz Güney ile tanışıp Güney Filmcilik’te çalışmaya başladı. Üç yıl boyunca burada senaryo, öykü, roman, afiş, poster ve kartpostal hazırlanmasında görev aldı. Güney dergisiyle yolculuğu sürerken gelen 12 Eylül sürecinde o da geçti Nizamiye kapılarından. Çıktığında, Cağaloğlu'nda açtığı atölyesinde, matbaa ve yayınevlerine resim-grafik işleri yapmaya devam etti.

Kız kardeşi Gülten'in 1986 yılında Ahmet Kaya ile evlenmesi hayatında yeni bir dönüm noktası oldu. Ahmet Kaya'nın, onun yıllardır karaladığı ve bir kenara koyduğu şiirlerle tanışmasıyla, aralarında 13 yıl sürecek bir üretim ortaklığı başladı. Bu süreçte “Yorgun Demokrat”, “Adı Bahtiyar”, “Ayrılık Hediyesi”, “Hani Benim Gençliğim”, “Başım Belada” gibi pek çok esere imza atarak, bir döneme damga vurdular. Hayaloğlu ayrıca “Dağlarda Kar Olsaydım”, “Nankör Kedi”, “Sen Ağlama Yar” gibi şarkılar yapıp Ferhat Tunç'tan, Fatih Kısaparmak, İbrahim Tatlıses ve Müslüm Gürses'e kadar pek çok sanatçı ile çalıştı. 1999 yılında Ahmet Kaya için yazdığı “Giderim” yılın şarkısı oldu.

Ahmet Kaya'nın Türkiye'den ayrıldığı yıl Ah Ulan Rıza isimli ilk albümünü çıkardı. 2002'de Gözleri İntihar Mavi isimli ilk şiir kitabını yayınladı. Kitabı 48. baskıya ulaşarak bir rekora imza attı. Fakat üst üste gelen ağabeyinin, Ahmet Kaya'nın ve annesinin ölümü ile sıhhatini büyük ölçüde kaybetti. Her şeye rağmen eserlerini yaratmaya devam etti.

İkinci albümü Bir Acayip Adam'ın da ilki gibi satış rekorları kırmasıyla bu kez Flash TV, Radyo Barış, Kral TV ve Su TV'de programlar yapmaya başladı. Bir yandan da yurt içinde ve yurt dışında çeşitli konser ve dinletilerle şiirlerini halka ulaştırdı, ödüller aldı.
Akciğer kanserine yakalanan Hayaloğlu, 3 Mart 2009’da tedavi gördüğü Bakırköy Acıbadem Hastanesi'nde sabaha karşı çoklu organ yetmezliğinden hayata gözlerini yumdu. Cenazesi Küçükarmutlu Cemevi'nde ve Yeniköy Merkez Camisi'nde düzenlenen iki törenin ardından Yeniköy Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Mine Hayaloğlu ile evli olan Yusuf Hayaloğlu, Deniz, Hazan ve Can adında üç çocuk babasıydı. Vefatından sonra ailesi tarafından derlenen Dur... Ağlama Gözlerim adlı şiir kitabı 2010 yılında yayımlandı.
Mezarcı kardeş;
Bir çukur da bana kaz elin değmişken.
Ah, hiçine harcadım güzelim yılları hiçine!
Hiçine harcadım ben bu sevdaları hiçine!
Belki bu akşam, gelip uzanabilirim içine.
Ölümse korktun
Savaşsa hep kaçtın...
Vur kendini kuşkularda hadi all
Sen bir suydun oysa
Sen bir ilaçtın
Hoşçakal
Canımın içi
Hoşçakal
Soruyorum sana ah ulan Yusuf Hayaloğlu , seni böyle şiirler yazabilecek kadar dertlendiren nedir. Nasıl bir isyanın mısralarıdır bunlar. Acaba neler yaşadın, neler gördün, neler hissettin de acıyı böyle yudum yudum içtin.

Şiirler sert, çok sert, darbe darbe iniyor beyninize yüreğinize.
Şiirler tutkulu ve acı dolu yıkıyor kahrediyor. Kesinlikle ayık kafa ile okunmamalı çünkü çok etkiliyor.

Bir intikam, bir dağılma, bir yok oluş barındırıyor insan bünyesinde. Dur ağlama diyor ama erkek olan bile ağlıyor bu şiirlere...

Şaire sordular: Hep gezersin de yerin yurdun neresidir?
Meskenin, mekanın yok, bu böyle neyin nesidir?
Şair dedi: Mekansızım ki hiçbir kötülük kapımı çalmaya
Çal kapısını şiirimin ki orası mekansızın adresidir!

Şaire sordular: Hep yazarsın da nedir bunun değeri?
Yahut değer mi bu kadar parçalamaya ciğeri?
Şair dedi: Halkım için koşturdum ben şiirin atını sevda yoluna
Atın bir değeri yok ama altındandır eğeri

Şaire sordular: Ne kattın bunca yıldır çocuklarının aşına
Birkaç mısra için koca ömrünü harcamadın mı boşuna?
Şair dedi: Kendi çocuklarıma ekmek bulamadım ama
Sebep olmadım asla hiçbir çocuğun göz yaşına!
Son bir şiir daha düşerdi namlunun ucundan yüreğime.
Yine yaralardı beni derinlerden.
Yüzümde gün ışıkları sancımaya başlarken, ben yeni bir isyan daha başlatırım yeryüzünden güneşe doğru.

Dönmesin isterim dünya,
gün aydınlanmasın.

Kulağıma şehrin gürültüsü dolmaya başlardı ağır ağır
Tan yerindeki mavilik gitgide solardı.
Hüzünlerimi bir kuşun kanadına bağlayıp gökyüzüne salıverirdim.
Ardından kapatırdım usulca gecenin kapılarını.

Ve sen gözlerinden şiir akan adam.
Sadece ölüm müydü etrafını ısırgan otu gibi saran.
Acında, yağmurunda dinmedi bir türlü
Senin için sevgi bile kaldırımda tökezlemişti.
Bir mutluluk fotoğrafı çektirmeye izin vermedi hayat.


Şiirler lirizmin ateşini fena körüklemiş. İsyanlar cayır cayır yanıyor. Okurken zorlanabilirsiniz adamcağız çok dertli yüreğinin yanık konusu burnunuzu sızlatıyor. Sanki karşınıza geçmiş size dertlerini anlatıyor. Kızıyor, bağırıyor, küfrediyor. O kadar gerçekçi o kadar bizden, kendimizden.
BİZ ÜÇ KİŞİYDİK..

On yedi yaşının bütün güzellikleri gözlerimizde güneş gibi pırıl pırıl..
Dünyayı biz kurtaracağız, kaçarı yok. :)

Serin bir Mart öğleden sonrası, hızlı adımlarla dar bir patikadan tırmanıyorum. Saatime bakıyorum arada. Kestirme olsun diye bu yolu seçtim, zorlanıyorum ama keçi gibi inatçıyım.

Elimde sıkı sıkı sarıldığım şiir defterim, şaka değil, cidden ısıtıyor sol yanımı. Sonunda çay bahçesine ulaşıyorum, kimsecikler yok. Kasabayı gören bir tepede, eski surların içinde kurulmuş, en yüksekteyim hissini yaşatan çok güzel bir mekan. Görür görmez bir kere daha seviyorum.
On yedi yaşındayım, dünyayı seviyorum, bitmiyor sevgim..

İlerleyip en uç taraftaki masaya oturuyorum. Defterimi önüme koyuyorum, saatime tekrar bakıyorum. Zaman önemli. On yedi yaşındayım ve hiç sevmiyorum beklemeyi.

Biraz sonra çay bahçesinin girişinde görünüyor. Tıpkı bana benziyor ; saatine bakıyor, elinde bir defter var, hafifçe çatmış kaşlarını. Dünyayı biz kurtaracağız çünkü..

Yaklaşıyor. Gülümsüyor beni görünce. Selamlaşıyoruz, oturuyor karşımdaki sandalyeye. Hal hatır faslından sonra açıyoruz defterlerimizi.

Ben okuyorum yazdıklarımı, o dinliyor, düşünüyor, bazen durduruyor beni. "Son cümleyi tekrar okur musun?" diyor. Okuyorum. On yedi yaşındayım ; yazdığım her şeyi deli gibi seviyorum.

Sonra o başlıyor okumaya. Dinliyorum sessizce, bazen yüreğime dokunuyor, içleniyorum. Bazen imla hatası buluyorum ama söylemiyorum..

Sonra kapatıyoruz defterlerimizi. Çaylarımızı yudumluyoruz derin derin düşünerek.

Gözlerini uzakta bir yerlere dikip başlıyor okumaya. Beni görmüyor, gelen garsonu görmüyor, dünyayı görmüyor gözü..

"Biz üç kişiydik ;
Bedirhan, Nazlıcan ve ben..
Üç ağız, üç yürek, üç yeminli fişek.."

O okuyor, ben dinliyorum. Gözlerimiz intihar mavi. Biz iki kişiyiz, üçüncüsü Yusuf Abimiz oluyor. "Keşke.." diyoruz ikimiz de içimizden, "Keşke bizim şiirlerimizi de onun sesinden dinleyebilsek bir kere.."

İçimizden söylüyoruz ama ikimiz de duyabiliyoruz. Çünkü on yedi yaşındayız ; yüreğimiz pınarlar kadar duru..

............

Ne zaman bir Yusuf Hayaloğlu şiiri okusam, o günü istisnasız her anıyla yaşıyorum.

Bazen dinlenmek için okuyorum, bazen içinde kaybolmak için okuyorum, bazen onu daha iyi tanımak için okuyorum.

Vefatından sonra basılmış olan bu kitap, onun ayrılık hediyesi niteliğinde. İnandığı gibi yaşayan, yaşadığı gibi yazan, yazdığı gibi bize hissettiren sıcacık bir kalem..

Onu anlatabilmem çok zor ; maalesef on yedi yaşında değilim artık...
Şiirler okundukça eskimiyor daha bir anlam kazanıyor daha bir vuruyor sözler alıp götürüyor seni "o"ralara. Bu güzel kitabı okuduğumu işaretlemeyi unutmuşum affet beni Hayaloğlu. Türk şiirinde önemli bir yeri olan Yusuf Hayaloğlu'nun en güzel şiirlerinin olduğu okunası, bir daha okunası ve her zaman okunası kitabıdır. Şiirler Ahmet Kaya'nın sesiyle şarkı olmuş,destan olmuş ve her biri zihnimize kazınmıştır.
Acı kimseye yakışmıyor, zaten yakışacak bir şey de değildir acı. Ama bu abilerimizin acıları çok fiyakalı be! Üstad boşuna dememiş "acı çekmek ruhun fiyakasıdır" diye. Yıllarca her hüzünlü anımızda, gecenin en kör noktasında yardımımıza koşan bu yüreği yanık söylemleri hep dinlerdim, şimdi okumak ve okurken dinlemek ayrı bir güzel.
Bu abilerimizin acıları yanında bizim yaşadıklarımız özentinin ötesine gidemez belki. Adamlar o kadar acı çekmiş ki okurken acı çekmezsen utanıyorsun. Neyse o güzel atlara binip giden abilerimizden biri olan Hayalin Oğlu Yusuf kalbimizdesin. Biz seninle yeri geldi 3 kişi kaldık, yeri geldi sövdük Nalan'a ama seni hiç unutmadık..
Bir başka güzel abimizin lafıyla sonlandıralım: "Sen yine de benden yana ferah tut yüreğini, benim hüznüm yakasından eksik etmez çiçeğini."
"Dokunma bana ellerin tutuşur yanarsın....
Avucunu son bir defa, ağlamadan tutmak istiyorum
Gözlerim yüzüne küskün, sazım sevgine suskun..
Saati ayrılığa kurmuşum olmaz teslimiyet Ziyan aklımı senle bozmuşum, içerim felaket! .
Kurşunlara geleyim istiyorum
Ölmek..ölmek istiyorum sevgilim
Sağ kalırsam affet ......"

  Aslında kitabın içindesiniz. Çünkü yıllarca içinde yazan şiirleri Ahmet Kaya'dan dinledik. Ezbere okudum bir çoğunu okurken. Her satırında aklıma parçaları dinlerken olduğum yerler geldi. Usta bir kalemden muhteşem şiirler.
Herkesin aşina olduğu bir kitap aslında, şiirlerini okumamış kitabın varlığından bile heberdar olmamış olabiliriz ama kitabı okudukça; aaa ben bunun şarkısını biliyorum diyorsunuz...
İşte kitapta o birbirinden güzel şarkıların ilk halleri ve daha fazlası yer alıyor.
Bayıldım...
Gözleri intihar mavi.. En sevdiğim kısım da Nâlan şiirinde

Sen benim neler çektiğimi bilsen,
Bunu bilmekten ölürdün...
Şu kadarını söyleyeyim:
Hani taş olsan,
Yani taş olsan;
Ortadan ikiye bölünürdün...

Aynen öyle sen benim neler çektiğimi bilsen ortadan ikiye bölünürdün .
Ahmet Kaya'nın şarkılarına girmiş, insanın duygularını coşturan, kimi zaman da hüzünlendiren her dönemin insanına hitap eden etkileyici bir yazar Yusuf Hayaloğlu.
Bu dünyada yerim yokmuş, keşke bir yalan olsaydım...
2012 kütüphane haftasında lisedeki dilbilgisi hocamız bir etkinlik yapmıştı. Herkesin ismini küçük kağıtlara yazıp bir torbaya koymuştu ve her birimiz bir kağıt çekmiştik. Kimin ismi kâğıtta çıkmışsa ona kitap almıştık. O zamanlar şiir sevdiğimi sınıf bilirdi. Hatta o zamanlar biraz da yazardım :)
Ismimin kendisine çıktığı arkadaş da bana bu kitabı almıştı. Buradan kendisine de teşekkürlerimi iletmek isterim...

Kitabın ara ara bazı şiirlerini okumuşluğum olmuştu. Ama baştan son bitirmek bu güne nasip oldu.

Hayaloğlu'yu ilk olarak "Merhaba Nalan" şiiriyle tanımıştım. Ibrahim Tatlıses'in bir programında o şiiri okuyordu. Ve Ibo'yu ağlatmıştı :) ben de çok etkilenmiştim. Defalarca dinleyip duruyordum. Hayaloğlu o şiiri "selvi boylum al yazmalım" fon müziği eşliğinde okumuştu. Ben de kitabını okumaya başlayınca 2,3 şiiri hariç tamamını bu fon müziğini dinleyerek okudum. Tek kelimeyle müthiş uyum... sanki Hayaloğlu da bu fon müziği eşliğinde kitaptaki bütün şiirlerini yazmış gibi...
O 2-3 şiiri başka fon müziği ile okumamın nedeni, marifet şiirde mi yoksa fon müziğinde mi diye bakayım dedim. Olmuyordu arkadaş. Al yazmalım en iyisi :)

Okuyacaksanız alyazamlım ile okuyun...

Kitabı inceleyen diğer arkadaşların da değidi gibi aslında şiirlere yabancı değiliz. Yıllarca dinlediğimiz Ahmet Kaya'nın şarkılarının sözleridir bu şiirlerin çoğu.

Sıkılmadan okuyabileceğiniz güzel şiirler var içinde.

Ama bir de müslüman bakış açısıyla bakınca kitapta bir kaç hoşuma gitmeyen yerler oldu. Mesela "Yaratmışam" kelimesi. Çünkü yaratmak Allah'a mahsustur. Ve bir kaç yerde de içkiden bahsetmesini sevmedim. Siz nasıl değerlendirirseniz değerlendirin bu konuda ben müslüman olarak bu şekilde düşünmek zorundayım...

Dediğim gibi bir kaç kelimesi hariç güzel bir şiir kitabı... Hele al yazmalım fon müziği ile dinlenince...

Yazarın biyografisi

Adı:
Yusuf Hayaloğlu
Unvan:
Zaza Şair, Şarkı Sözü Yazarı ve Ressam
Doğum:
Tunceli, Türkiye, 15 Aralık 1953
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 3 Mart 2009
Yusuf Hayaloğlu (1953 - 3 Mart 2009), Zaza şair, şarkı sözü yazarı ve ressam.

1953 yılında Tunceli'de doğdu. Parasız yatılı sınavında Türkiye ikincisi oldu ve Haydarpaşa Lisesi'nde yatılı okudu. Bir kısmı Elâzığ’da geçen lise eğitiminden sonra İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde resim eğitimine başladı. Bir yandan da Cağaloğlu matbaalarına grafik işleri ve bijuteri atölyelerine takı-aksesuar modelleri yapıyordu. 1972 yılında, üniversite eğitimine ara vererek evlendi. Askerliğini Bornova, Burdur ve Konya 2. Ordu Karargahı'nda ressam olarak yaptıktan sonra Elazığ’da ulusal bir gazetede muhabirlik yaptı.

İstanbul’a geri döndü. Yılmaz Güney ile tanışıp Güney Filmcilik’te çalışmaya başladı. Üç yıl boyunca burada senaryo, öykü, roman, afiş, poster ve kartpostal hazırlanmasında görev aldı. Güney dergisiyle yolculuğu sürerken gelen 12 Eylül sürecinde o da geçti Nizamiye kapılarından. Çıktığında, Cağaloğlu'nda açtığı atölyesinde, matbaa ve yayınevlerine resim-grafik işleri yapmaya devam etti.

Kız kardeşi Gülten'in 1986 yılında Ahmet Kaya ile evlenmesi hayatında yeni bir dönüm noktası oldu. Ahmet Kaya'nın, onun yıllardır karaladığı ve bir kenara koyduğu şiirlerle tanışmasıyla, aralarında 13 yıl sürecek bir üretim ortaklığı başladı. Bu süreçte “Yorgun Demokrat”, “Adı Bahtiyar”, “Ayrılık Hediyesi”, “Hani Benim Gençliğim”, “Başım Belada” gibi pek çok esere imza atarak, bir döneme damga vurdular. Hayaloğlu ayrıca “Dağlarda Kar Olsaydım”, “Nankör Kedi”, “Sen Ağlama Yar” gibi şarkılar yapıp Ferhat Tunç'tan, Fatih Kısaparmak, İbrahim Tatlıses ve Müslüm Gürses'e kadar pek çok sanatçı ile çalıştı. 1999 yılında Ahmet Kaya için yazdığı “Giderim” yılın şarkısı oldu.

Ahmet Kaya'nın Türkiye'den ayrıldığı yıl Ah Ulan Rıza isimli ilk albümünü çıkardı. 2002'de Gözleri İntihar Mavi isimli ilk şiir kitabını yayınladı. Kitabı 48. baskıya ulaşarak bir rekora imza attı. Fakat üst üste gelen ağabeyinin, Ahmet Kaya'nın ve annesinin ölümü ile sıhhatini büyük ölçüde kaybetti. Her şeye rağmen eserlerini yaratmaya devam etti.

İkinci albümü Bir Acayip Adam'ın da ilki gibi satış rekorları kırmasıyla bu kez Flash TV, Radyo Barış, Kral TV ve Su TV'de programlar yapmaya başladı. Bir yandan da yurt içinde ve yurt dışında çeşitli konser ve dinletilerle şiirlerini halka ulaştırdı, ödüller aldı.
Akciğer kanserine yakalanan Hayaloğlu, 3 Mart 2009’da tedavi gördüğü Bakırköy Acıbadem Hastanesi'nde sabaha karşı çoklu organ yetmezliğinden hayata gözlerini yumdu. Cenazesi Küçükarmutlu Cemevi'nde ve Yeniköy Merkez Camisi'nde düzenlenen iki törenin ardından Yeniköy Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Mine Hayaloğlu ile evli olan Yusuf Hayaloğlu, Deniz, Hazan ve Can adında üç çocuk babasıydı. Vefatından sonra ailesi tarafından derlenen Dur... Ağlama Gözlerim adlı şiir kitabı 2010 yılında yayımlandı.

Yazar istatistikleri

  • 171 okur beğendi.
  • 336 okur okudu.
  • 4 okur okuyor.
  • 157 okur okuyacak.
  • 4 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları