İnsan sevdiği bir yüzü uzun zaman görmedi mi, bu zaman içinde olup bitmiş olan yüzeysel değişikliklerden dolayı önce şaşırır, ama sonradan bu yüz bize geçmişteki durumuyla görünmeye başlar: Değişiklik izleri silinir, insan artık karşısındaki kimsenin şimdiki yüzünü değil de, kişiliğinin an çizgilerini görmeye başlar.
Zihnini kurcalayan soruya bir türlü bulamadığı cevabı, İsa, havari Petros'a vermişti: Herkes her zaman bağışlamalı, hem sayılamayacak kadar çok kez yapmalı bunu. Dünyada günahsız insan yoktur çünkü. Bu nedenle hiç kimse başkasını cezalandırmaya, yola getirmeye yetkili değildir.
Onun sorduğu şey çok açıktı: İnsanların bir bölümü hangi hakka dayanarak insanların öteki bölümünü hapse atabilir, bunlara işkence edebilir, sürgüne gönderebilir, dövebilirdi? İşkence ettikleri, dövdükleri, öldürdükleri insanlardan, bunların hiçbir farkları yoktu oysa. O zaman kitaplar cevap verecek yerde birtakım düşünceler ileri sürüyorlardı: İnsanlar iradelerine sahip midirler, değil midirler? Kafatasının biçimi bir adamın suçlu olduğunu ortaya koyar mı, koymaz mı? Kalıtsal ahlaksızlık diye bir şey var mıdır? Suçta soyaçekimin rolü nedir? Ahlak, delilik, soysuzlaşma, mizaç, huy diye neye derler? İklimin, beslenme biçiminin, bilgisizliğin, taklitçiliğin, hipnotizmanın, tutkuların suç üzerindeki etkileri nelerdir? Toplum nedir? Görevleri nelerden ibarettir falan filan...