Merhabalar, Livaneliyle tanışmam Huzursuzluk sayesinde gerçekleşti. Kitabı okuyalı epey bir zaman oldu o yuzden biraz geç kalmış ve yapacağım ilk inceleme olacak açıkcası şu satırlarda bile zorlanmıyor değilim, gelgelelim Livaneli yorumlamak benim neyime diyorum kendi kendime. Fakat yinede kendimi alıkoyamıyorum. Hatta yazacak o kadar çok şey var ki başladım ama sonlandırabileceğim hakkında en ufak bir fikrim yok. Fazlaca spoi verebilirim, lütfen bunu dikkate alarak okuyun. Şimdiden affola.
Öncelikle kitap Mardinli Hüseyin ile IŞİD zulmünü misliyle yaşamış Yezidi kızı Meleknaz'ın hikayesini konu alıyor. Aşk, acı , savaş ve zulümlerle harmanlanmış bir Ortadoğu gerçeğiyle bizi buluşturuyor.
Kitabın nasıl bittiğini anlamadım, dili o kadar akıcı Livaneli üslubu o kadar kendine has ki.. asla takılmıyor, zorlanmıyorsunuz. Bir çırpıda bitiyor ve o kadar çabuk bittiğine üzülüyorsunuz.
İbrahim, çocukluk arkadaşı Hüseyin'in ölüm haberi üzerine Mardine gidiyor ve asıl hikayemiz burada başlıyor. Meleknaz ile tanıştırıyor, Yezidileri bize anlatıyor, bir yandan Zilan ve Nergisin hikayesini de öğreniyoruz. İnsanlara yıllarca yapılan zulümleri konu alıyor ve bir kez daha okuduklarım , öğrendiklerim karşısında hayrete düşüyor tekrar ve tekrar geçtiğimiz ve hatta yaşadığımız yüzyıllarda aslında insanların değil ''insanlığın'' öldüğünü anlıyor ve o satırları okurken acı çekiyorum.
Yezidilerin Altı bin yıllık bir dinleri vardır, Yahudilikten de öncedirler , Hristiyanlıktan da , Müslümanlıktan da. Günde üç kere güneşe dönüp dua ederlermiş. İnançlarına göre Tanrı ve yedi melek varmış. Başmelek ise Melek Tavusmuş.
Ama şeytana taptıkları sanıldığı için tarih boyunca zulüm görmüşler, soyları azalmıştır. Kendileri için ''İnsanlık ağacının kırılmış dalıyız'' derlermiş. Bu tek bir cümle