Ayrıca eski giysilerimi sever, yeni bir şey almak zorunda kaldığım zaman yadırgarım, rahat edemem. Hele ensemi dalayan gömlek etiketlerine hiç dayanamam, hemen söker atarım. Yeni pabuçlar da ayaklarımı vurur.
Haddini bilmeyip de ay tanrıçasına âşık olan çobana verilen cezayı biliyor musunuz?”
“Hayır, duymadım” cevabını verdi. Tam da öyle tahmin etmiştim.
“Tanrıların çobana verdiği ceza kaderini bilmekti” dedim. “Gelecekte neler yaşanacağını, yarın ne olacağını bilmek! Bundan daha korkunç bir ceza yoktur dünyada. Ölümden beter bir ceza vermek istedikleri için, tanrılar böyle bir şey düşünmüşler.
Zaten insanın kaderini bilmesinden daha korkunç ne olabilir? Herkes öleceği günü saati bilseydi, geriye sayım ne kadar zor olurdu, düşünsenize. Geçen her dakikayı bir tabut çivisi gibi algılamaz mıydık?
Ailemizin İstanbullu olduğu söylenir. İçinde bir parça övünç payı bulunan bu iddia bana hep biraz saçma gelmiştir. Bizanslı olmadığımıza, soyadımız Palaiologos olmadığına göre ailemiz kim bilir nereden göçmüş bu şehre. Ama ilk gelenleri unutacak kadar çok zaman da geçmiş olabilir aradan elbette.