“Sükut, ruhu temizleyen bir tür oruç gibiydi. Yalanlardan, kendini dünyaya beğendirme kaygılarından uzakta, neysen o olmak demekti. Sessizliğin ayak izi, yeryüzündeki en temiz yerdi. “
“İdare lambasının içindeki gazyağı gibiydim. Işık sönse ve her şey bitse diyordum içimden ama kendi kendime üfleyecek güce sahip değildim. Ne ölü kadar solgundu ışığım ne diri kadar canlı. “
“Oysa sen kolay kolay terk edemeyecek kadar düşkünsündür hüznüne. Barışmayacak kadar da küskün. Eskiden de böyleydin; onunla büyüyüp olgunlaşmaktansa, içinde kaybolup gitmek isterdin. Acı çekmenin insanı temizleyen bir yanı olduğuna inanırdın galiba; kendini kanatarak günahlarından arınmaya çabalayan sofular gibi yaralarında nefeslenirdin. Mutluluğa atılmış adımlarla alay ettin hep, onları küçümsedin. Oysa yaralarıyla değil, kabuklarıyla olgunlaşır insan dediğin. “
“Hayat ağılı bir yaraya dönüşmüşse, kesip atabilmeli insan onu kendinden. Yol yakınken çekip gidebilmeli. Heyhat, gidebilmek cesaret ister,
bilirsin. “