dünyada ne kadar nefs-i emmâre varsa, şeytana giden o kadar olası yol vardı. dünyada ne kadar insan ve ruh varsa, Allah’a giden o kadar yol vardı. insanoğluna düşen görev, nefsinin yırtıcı hayvanlarını ve kötü unsurlarını terbiye edip ruhunun emrine sunmaktı. onun görevi nefsini öldürmek değildi, onu terbiye edip uysallaştırmaktı. dolayısıyla hû kılıcı, bir fenanın boynunu vurduğunda onu öldürmezdi, terbiye edip uysallaştırırdı. hayal içinde hayal olan bu âlemde bize düşen, bu kılıcı iyi kullanmayı öğrenmekti.