33 yaşımda anladım ki…
Üzerine yıllarca anlam yüklediğim, uğruna üzüldüğüm, umutlandığım, kırıldığım ne varsa…
Aslında o kadar da matah şeyler değildi.
Ne geçmişe takılı kaldığım anlar, ne de “geç kaldım” diye içimi kemiren pişmanlıklar…
Hepsi bugünü görmemi, yaşamamı, değerini bilmemi engelleyen sanrılardan ibaretti.
En büyük zaafım, “olması gereken” diye düşündüklerime körü körüne inanmamdı belki de.
Sandım ki bir şeyleri çok istersem, çok beklersem, çok sabredersem mutlaka olacak.
Oysa her geçen yıl gösterdi ki:
Hayat sadece benim irademle değil, kalbimin niyeti ve nasibimin yolu ile ilerliyor.
Özgürlük dediğim şeyin bile bazen bir ilüzyon olduğunu gördüm:
Çünkü hiçbir şeyi tam anlamıyla kontrol edemiyorum.
Yaptığım her seçim, attığım her adım ya nasibimi getiriyor önüme ya da niyetimin bana aynası oluyor..
Hiç kimse,kendinden fazlasını göremez.Herkes başkasında ,kendisi olabildiği kadarını görür,çünkü onu ancak kendi zekâsı ölçüsünde kavrayabilir ve anlayabilir.