Gitme diyordu... "Gidersen benden parçalar sökülür, birer birer eksilirim," diyordu. Sesindeki o çaresizlik, bir insanın içini lime lime ederdi. Öyle bir gitme ki, ardından her şey sessizleşsin, yeryüzü solgun bir griye bürünsün. Öyle bir gitme ki, ne nefes almak eski tadında kalsın, ne de uyanmak bir sabaha.
Bir zamanlar seninle tamamlanmıştım, biliyor musun? Yokluğun her gün bir savaşa dönüşürdü. Ama gitme. Eğer gidersen, dünyamdan bir renk eksilecek. İçimdeki şarkılar susacak. Ve ben... ben sadece yarım bir insan kalacağım.
Sanki her adımında ruhumun ağırlığını geride bırakacakmışsın gibi geliyor. Ve ben ardında sadece koca bir boşluk olacağım.
Ama gitme... Eğer gidersen, ellerim boşluğa alışacak belki, ama kalbim alışmaz. Gidişinin yankısı, her köşeyi doldurur; sustuğunu sandığım o sessizlik, çığlık çığlığa bir ağıta döner içimde. Gece bile uykusuz kalır, rüyalar kaçacak yer arar.
Gitme... Çünkü sen gidince yalnızca seni değil, kendimi de kaybedeceğim. Aynada gördüğüm yüz bir yabancıya dönüşecek. Her sokakta bir adımın izini, her rüzgârda sesinin bir kırıntısını arayacağım. Ama bulamayacağım. Ve bulamayınca, her şey yavaş yavaş çürümeye başlayacak.
Anılar... Onlar bile senin gidişinden sonra düşman olacak bana. Çünkü bir zamanlar gülümseyerek hatırladığım şeyler, şimdi içimi lime lime edecek. Sahi, gitmek bu kadar kolay mı? Bu kadar acımasızca olabilir mi?
Gitme... Çünkü gidişin yalnızca bir mesafe değil. Gidişin, senin içimde bıraktığın her şeyi alıp götürmek demek. Sen gidersen, ben burada kalamam. Çünkü burada kalmak, sensiz bir dünyaya katlanmak demek. Ve ben buna katlanamam.