deniz özşimşek

deniz özşimşek
@ben1denizz
Söz yazarı-yazar Sözler bana aittir lütfen almayın kullanmayınız.
Günlük
"Gitti" Diyordu sayfanın başında. Öyle buruk bir yazıydı ki, sanki telefisi olmayan bir günaha yazılmış gibiydi. Bembeyaz sayfada yalnızca bu kelime yazıyordu, devamını getirmek ona acı vermiş gibi nokta koymayı bile es geçmişti. Diğer sayfaya geçtim. "Nasıl anlatılır, Nasıl dile getirilir bilmiyorum. içime acı koyanla, içimin acısını alan aynı kişiydi. beni yaşatanla, beni öldüren aynı kişiydi. benim kalp ağrım hep aynı kişi içindi."
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
"Kollarımın arasında masum bir bebek gibi uyumanı unutamıyorum... Sen nasıl uyuyorsun şimdi? Ben hâlâ uyuyamıyorum..."
"Beni yine öperek uyutsana sevdiğim, uyuyamıyorum..."
Cennet boş kaldı Zeze
"Tanrıya neden inanmıyorsun zeze" "Tanrı varsa neden kötülük var Tani?" "Belki de kötülük, insanların seçimlerinden gelir, Zeze. Tanrı bize seçim yapma özgürlüğü verdiği için," dedi Tani, yavaşça ellerini birleştirerek. Gözleri, Zeze'nin karanlık düşüncelerle dolu bakışlarını anlamaya çalışıyordu. Zeze kaşlarını çatarak, sertçe karşılık verdi: "Özgürlük dediğin şey ne, Tani? Çocuklar açlıktan ölürken, masumlar savaşlarda kaybolurken? Bu nasıl bir özgürlük? Eğer Tanrı her şeye kadir ise neden engel olmuyor?" Tani derin bir nefes aldı, kelimeleri dikkatle seçmeye çalışarak: "Belki de, Tanrı'nın rolü her şeyi düzeltmek değil, Zeze. Belki de kötülüğe karşı iyilikle mücadele etmemiz için bize bir yol gösteriyor. Bir sınav gibi..." Zeze, Tani'nin sözlerini duymuyormuş gibi başını iki yana salladı. Gözleri buğulanmıştı. "Sınav mı? O sınavı kaybedenler ne olacak? Bir çocuğun canı, bir annenin gözyaşı, bir babanın öfkesi sınavın parçası mı?" Tani'nin cevabı hemen gelmedi. Sessizlik ikisi arasında asılı kaldı, ağır ve sarsıcı. Sonunda Tani, yavaşça başını öne eğdi. "Bilmiyorum, Zeze. Belki de hepimiz bilmediğimiz cevapların peşindeyiz. Ama yine de... inanmayı seçiyorum. Çünkü inanmak, umudu kaybetmemek demek." Zeze hafifçe gülümsedi, acı bir gülümsemeydi bu. "Umudun bir gün beni de bulacağına inanıyorum, Tani. Ama o zamana kadar, Tanrı’ya inanmak bana fazla ağır geliyor." Tani, Zeze'nin omzuna nazikçe dokundu ve usulca fısıldadı: "O umut seni bulduğunda, belki de Tanrı'ya inanmanın ne anlama geldiğini yeniden düşünebilirsin." Zeze, Tani’nin sözlerini sindirmeye çalışarak derin bir nefes aldı. Ancak içinde biriken öfke, kırgınlık ve çaresizlik kelimelerle taşmak üzereydi. “Tanrı umut mu demek? İnsanlar yalnızca bir hayale tutunarak mı yaşıyor? Gerçekler bu kadar
Güneşin kırdığı kanatlar
Doğuda kadınlar güneşten önce kalkardı, çünkü hayatın yükü onlara daha önce verilirdi. Gecenin karanlığında, yavaşça uyanıp, elini yüzünü yıkayan, evin her köşesini hazırlayan, çocuklarını uyandıran, çamaşırlarını yıkayan, bu toprakların her zerresine dokunarak, en ağır yükleri sırtında taşıyanlardı. Güneş doğmadan, tüm evin düzeni onlara aitti, çünkü her şeyin en erken ve en güçlü başlangıcı kadının omuzlarındaydı. Kadınlar, güneş doğduğunda artık tüm dünyayı kendi gözlerinde taşır gibi, dünyanın en ağır yükünü taşır ve kimse buna kayıtsız kalmazdı. Ama ne kadar emek verirlerse versinler, ne kadar susuz kalırlarsa kalsınlar, başlarına gelen her zorbalıkla, her acıyla, her kayıpla yüzleşseler de hep daha erken kalkarlardı. Güneşi beklerken, dünyalarını kurar, sabahı karşılarlardı. Güneşin doğuşuyla birlikte, hayatta kalmanın mücadeleci gücünü, ailelerini, topraklarını ve sevdiklerini savunma kararlılıklarını yeniden hissederlerdi. Ama çoğu zaman, sabahın erken saatlerinde bile kadınlar, yalnızlıklarını ve kırılganlıklarını saklamak zorunda kalırlardı. Kendilerine bile haykıramaz, sadece ellerinin yaralarıyla seslerini duyururlardı.