• Bilişsel Devrimden bu yana, Sapiens böyle bir günlük ikilikte yaşıyor. Bir tarafta nehirlerin, aslanların ve ağaçların nesnel gerçekliği; öte yandan tanrıların, milletlerin ve şirketlerin hayalî gerçekliği. Zaman geçtikçe hayalî gerçeklik daha da güçlendi; öyle ki bugün nehirlerin, aslanların ve ağaçların yaşamı hayalî varlıklar olan tanrılar, milletler ve şirketlerin insafına kalmış durumdadır.
  • Zweig kitaplarını hep sevmişimdir. Ne zaman okuma isteğim azalsa yazarın bir kitabını okurum. Bu kitap diğerlerinden çok farklı olmasına rağmen ilgimi çekti. Okuduğum diğer kitaplarında günlük hayattan hikayeler anlatan yazar, bu kitabında dini hikayelere yer vermişti.
  • "Hayatımızın her alanında bir “Var olma mücadelesi” içindeyiz.
    Düşüncelerimizin tabanına baktığımızda; herkes bizi beğensin, sevsin, saygı duysun, takdir etsin, anlasın isteriz.
    Kısacası bu hayattaki amacımız: Saygıyla kabul edilmektir.
    Peki ama, biz kendi kendimizi ne kadar kabul ediyoruz ki başkalarından bizleri kabul etmelerini bekliyoruz?
    İnsanın bu temel ihtiyaçlarına cevap verebilmesi için ilk önce yapması gereken kendi iç yapısını keşfetmesi, tanımasıdır.
    Biz şimdi iç yapımızı tanımak üzere “insan” dediğimiz soyut yapımızı ortaya koymak için üç yapıda inceliyoruz.
    Birincisi “Gövdemiz” yani fizik yapımız.
    Fizik yapımız, günlük ihtiyaçlarımızı karşılamak içindir.
    Yeme, içme, yatma, kalkma gibi ihtiyaçlarımızı fizik yapımızla karşılarız.
    Sadece gövde ihtiyaçlarımızı karşılıyoruz. Sıkıntının kaynağı da burası. İç yapıdaki yani soyut yapıdaki ihtiyaçlarımızı karşılayamamak. Bunu karşılayabilmek için de önce iç yapımızın keşfi gerekiyor..."

    24 Kasım 2018 Cumartesi günü saat 16:00-17:00 arası Başarıyı Arttırma Merkezi'nde “Kendimizi Okuyoruz” kitap okuma etkinliğimizi gerçekleştireceğiz. Etkinliğimize sizleri davet ediyoruz.
  • Spoiler İçermektedir
    Merhabalar Bin Damla Gözyaşı kitabına en beğendiğim alıntı ile başlamak istiyorum : “Geçmişe dönmek istiyorum ! Zaman makinesi yapıp geçmişe dönmek istiyorum eşkiden koşup yürüyüp yuvarlanıp beraber oynadığımız bana bir bak! Ama ne çare tekrar acı gerçeklerle yüzleşiyorum eninde sonunda onlara dönmek zorunda mıyım ? Ben büyük filan istemiyorum hey zaman dur gözyaşlarım akmayın artık!” Çok etkileyici bir alıntıydı.Kemoterapi gören hastalara ve sağlıklı bireylerin kesinlikle okuması gereken bir eser.Kitap 14 yaşında olan Aya isminde bir kızın günlüğünde yer alan gerçek hayattan alınmış olayların anlatıldığı bir eser.Aya ortaokula giderken vücudunda tuhaf giden bir şeylerin olduğunu fark eder ve hastane de Ata’ya teşhis olarak spino serebral ataksi konulur.Spino serebellar ataksi (SCA) beyincik ve omurilikte denge ile ilgili hücrelerin kaybı ya da doğru çalışamaması sonucu oluşan dengesizliğin izlendiği bir hastalıktır. Ataksi tıbbi bir terim olarak dengesizliği ifade etmektedir. Atakside güç kaybı olmaksızın hareketlerin dengeli ve amacına uygun şekilde yapılmasında bozukluk olmaktadır. Bu durum beyincik hasarına bağlı olarak gelişebileceği gibi omurilik ve omurilikten çıkan sinirlerin hasarına bağlı olarak da gelişebilmektedir.O zamanlarda ve günümüzde tam olarak tedavisi olmayan bir hastalıktır.Kullanılan ilaçlar sadece belirtileri ve azda olsa ağrıları bastırıyor.Aya zaman içinde daha da güçsüzleşiyor ve ailesinin ona üzülmesine üzülüyordu.Ayanın yaşadığı zorluklara rağmen hala hayata karşı umut dolu olmasını,ailesinin gösterdiği çaba ve minnet duygusuyla bakan Aya’nın öyküsünü okurken gözleriniz dolacaktır.Aya “Yaşamak için yazmak istiyorum.”diyerek 8 yıl hastalığıyla mücadele ederken günlük tutmuştur.Hayatının geri kalan 2 yılı da yatağa bağımlı olarak geçirdiği için yazamamıştır.Bu arada şunu da belirtmek isterim ülkemizde dizi Bir Litre Gözyaşı olarak uyarlanmıştır.
    Kesinlikle Okunup Anlaşılması Gereken Bir Eser
    Sağlıcakla ve Kitapla Kalın.
  • “Aşklarına karşılık bulamadıkları için intihar eden kadınlar ve erkekler mi istersin, Kıbrıs kralı gibi içini yiyip bitiren yersiz kıskançlık krizleri sonunda çok sevdiği karısını elleriyle boğup öldürenleri mi, hapse düşenleri mi, toplu katliam yapanları mı, güzel Helena yüzünden çıkan büyük savaşı mı, düelloda ölenleri mi, işkencede sevgilisinin adını söylememek için dişleriyle dilini koparıp atanları mı, delirenleri, tımarhaneye düşenleri mi, bütün itibarını ayaklar altına alanları mı, yok olan servetleri mi?.. Daha sayayım mı?”

    “Ama bunların hepsi edebiyat kahramanı anladığım kadarıyla” dedi.

    Uydurma şeyler demek istiyordu, hayal ürünü kişiler.

    “Daha iyi ya” dedim. “Edebiyat gerçekten daha gerçektir. Ayrıca günlük hayatta bunlar olmuyor mu sence? İntiharlar, cana kıymalar, İngiltere Kralı Edward gibi aşk yüzünden tahttan vazgeçmeler, Puşkin gibi düelloda öldürülmeler, Clinton gibi ufak bir macera için başkanlığı tehlikeye atmalar, Oscar Wilde gibi hapse düşmeler...”

    “Doğru” dedi, gülümsedi. “Bu açıdan bakınca çok tehlikeli bir şeymiş aşk.”

    “İnsanın iradesini elinden alır da ondan. Seni yönetmeye başlar, mantık kaybolur, doğru dürüst düşünemezsin bile. Birine âşık olmak, gözü bağlı olarak, bir uçurumun kıyısında yürümek demektir. Başına neler geleceğini hiçbir zaman bilemezsin. Sonu ölüm de olabilir, cinayet de, intihar da.”
    Zülfü Livaneli
    Sayfa 107 - Doğan Kitap
  • Gökte zamansızlık hangi noktada?
    Elindeyse yıldız yıldız hecele!
    Hüküm yazılıyken kara tahtada
    İnsan yine çare arar ecele!

    Gençlik... Gelip geçti... bir günlük süstü;
    Nefsim doymamaktan dünyaya küstü.
    Eser darmadağın, emek yüzüstü;
    Toplayın eşyamı, işim acele!
    Necip Fazıl Kısakürek
    Sayfa 114 - Büyük Doğu 67. Baskı 2009