Bir saatin çarkları dönmeyi bıraktığında, sadece zaman mı durur, yoksa kopan bağlar mı Yıllar sonra eski bir saatin içinden çıkan o tek cümlelik not, birbirini unutan iki kardeşin hayatını tek bir gecede kökünden değiştirdi.
Ahmet Bey, kasabanın kenarındaki eski konakta tek başına yaşıyordu. Çocukları Can ve Elif, yıllar önce iş ve aile telaşıyla büyük şehre taşınmış, hayatın koşturmacasına kapılmışlardı. Bayramlar dışında konağın kapısı pek çalınmaz olmuştu. Ahmet Bey onları hiç suçlamıyor, başarılarıyla gurur duyuyordu ama içindeki o sessiz özlem de her geçen gün büyüyordu.
Bir sonbahar günü, Ahmet Bey babasından kalan eski kurmalı duvar saatini tamir etmek istedi. Yıllardır tıkır tıkır işleyen çarklar artık durmuştu. Saatin içini açtığında mekanizmanın arkasına sıkıştırılmış sararmış bir zarf buldu. Üzerinde babasının el yazısıyla şu bilgece not yazılıydı
‘Bu saatin çarkları birbirine muhtaçtır oğlum. Biri durursa, zaman durur. Aile de böyledir. Ayrı düşseniz de kalbiniz her zaman aynı ritimle atsın.’
Ahmet Bey duygulanırken telefon çaldı. Arayan kızı Elif'ti
‘Baba, Can'la hafta sonu yanına gelmek istiyoruz. Çok yorulduk, biraz nefes almaya ihtiyacımız var.’ dedi.
Ahmet Bey nottan bahsetmeden, ‘Gelin tabii güzel kızım, başımın üstünde yeriniz var.’ diyerek onları davet etti.
Hafta sonu konak eski neşesine yeniden kavuştu. Akşam bahçedeki devasa çınar ağacının altında çay içerlerken Ahmet Bey cebindeki o zarfı çıkarıp çocuklarına uzattı. Can notu yüksek sesle okuyunca bahçeye derin bir sessizlik çöktü. İki kardeş, günlük stresler yüzünden birbirlerini bile ne kadar ihmal ettiklerini o an fark ettiler. Elif abisinin elini tuttu, Can ise babasının omzuna sıkıca sarıldı.
Ahmet Bey gülümsedi ve başını kaldırıp koca çınarı işaret etti
‘Bu çınarın binlerce yaprağı