-SPOİLER İÇERİR-
Oğuz Atay nispeten genç sayılabilecek bir yaştayken -36- “Tutunamayanlar” adlı bu inanılmaz eserini kaleme aldı. Romanı okurken, bu romanın kurgu değil de gerçek bir hayat hikayesi olduğu düşüncesi daha ilk sayfalardan zihninizde yer bulmaya başlıyor. Benim hissettiğim bu duygu yayımcı tarafından da hissedilmiş olacak ki kitaptaki olaylar ile ilgili -gerçek olabilme ihtimali- araştırmalar yapılmış ancak sonucunda kurgu olduğu düşüncesi daha ağır basmıştır.
Romanın içeriğine gelecek olursak, bu dünyada insanın başına gelebilecek en kötü şey, insanın yaşama dair anlamını kaybetmesi olduğu fikrindeyim. Bu açıdan baktığımızda iki ana karakterden biri olan Selim Işık’ta bu anlamsızlık girdabına düşüp çareyi ne yazık ki hayatını sonlandırmakta bulan, henüz yirmili yaşlarının sonlarında hayata veda eden bir genç. Bu anlamsızlığı belli başlı sebeplerle sayamıyorum ne yazık ki. Bardağı dolduran yüzlerce belki binlerce damlanın sonunda gerçekleşen bir durum olarak betimleyebilirim. Bir diğer karakterimiz ise Turgut Özben. Selim’e oranla daha az düşünen, hayattan beklediği şeyler daha somut olan bir karakter. Selim’in kendi canına kıyması ile birlikte bunun nedenini sorguluyor ve sonunda kendi de anlamsızlık girdabına düşmek durumunda kalıyor. Oğuz Atay; insan ruhu, acı, huzursuzluk, hayatın anlamsızlığı, mânâ kaybı gibi kavramları yeniden yorumlama konusunda belki de Türk roman tarihinin en iyi ürününü bizlere bahşetmiştir. Kendi adıma onu minnet ve saygıyla anıyorum. Kesinlikle herkesin okuması gereken bir eser olduğunu düşünüyorum.