Manastırın kapısına geri döndüler. Simyacı orada kursu, 4 parçaya böldü. "Bu sizin" dedi parçalardan birini keşişe vererek. "Seyyahlara karşı gösterdiğiniz cömertlik için."
"Bu cömertliğimin çok ötesine giden bir şükran ifadesi" dedi keşiş.
"Böyle konuşmayınız. Hayat söylediklerinizi duyabilir ve gelecek sefere daha azını verebilir."
"Bunun için simya var" dedik delikanlı. "Her insanın kendi hazinesini arayıp bulması ve daha sonra, daha önceki hayatında olduğundan daha yetkin olmayı istemesi için. Kurşun, dünyanın artık kurşuna gereksinim kalmayıncaya kadar görevini yerine getirecek; o zaman altına dönüşmesi gerekecek."
"Simyacılar bu dönüşümü gerçekleştirmeyi başarıyor. Olduğumuzdan daha yetkin bir varlık olmaya çalıştığımız zaman, çevremizdeki her şeyin daha iyi olduğunu gösteriyorlar bize."
Simyacı bir şişe açıp konuğunun bardağına kırmızı renkli bir sıvı koydu. Şaraptı ve ömrü boyunca hiç içmediği en güzel şaraplardan biri. Ama şarabı şeriat yasaklamıştı. "Kötülük" dedi Simyacı "insanın ağzından giren şey de değildir. Kötülük de ondan çıkanındadır."
"Yaşıyorum," dedi delikanlıya aysız ve kamp ateşsiz bir gece, hurma yerken. "Ve bir şey yerken yemekten başka bir şey düşünmem. Yürüdüğüm zaman da yürüyeceğim, hepsi bu. Savaşmak zorunda kalırsam ölüm şu gün ya da bugün gelmiş vız gelir tırıs gider. Çünkü ben ne geçmişte ne de gelecekte yaşıyorum. Benim yalnızca şimdim var ve beni sadece o ilgilendirir. Her zaman şimdi de yaşamayı başarabilirsem mutlu bir insan olursun.