Gelerek saldırıya uğradığımız dünyada başımızdaki imtihanlar gamzemizi dolduruyor; kederle hususen olgunlukla. Perspektifin değişiyor, yaşam tarzın değişiyor, acı gerçeklerle yüzleşiyorsun ve hassasiyetlerle dolu benliğin bir bakmışsın ki kaygısız olmuş. Evvelden hevesle bakan gözlerinin feri sönmüş aynı parıltıyla çarpmıyor artık kalbin. Donuk olmuşsun. Yalnız maddi acılar değil manevi acılar da canlı canlı bıçak sokulmuşçasına kanırtıyor benliğini. İçe dönüş başlıyor ve kara sorgu...
Haz duyduğum şeyleri artık istiyor muyum, emin değilim. Ruhum çalkalanıyor, sözlü anlatımdan kaçınıyorum, beni sadece kelimeler söküyor; "yara" anlamına gelen kelimeler... Yağmurun berraklığı da temizleyemiyor narlı düşüncelerimi. Gideceğim yerin mevsimi yaramıyor bana, paslı çiviye basmışçasına mıhlanıyorum olduğum yere. Tebessümlerimi çorak topraklara sattım, orada yeşeriyorlar. Simamın aksini de siyah beyaz fotoğraflardan yırtıyorum, vahşilikle. Sadrımın denizdeki yosunları, çağıldayan sular paklayamıyor. Bu leke başka. Bu pasak başka. Kalın yorganların ısısı, yazgımın soğuk havasından zatürre olmamı engelleyemiyor. Tahire güllerin rayihası da gittikçe azaldı dokundukça kan revan oldum. Huzur, ırak düştü yamacımdan. Sitarelerin aklığını ruşendil gözlerimin görmemesi ne acı! Poyrazlardan tapataklak olan sandalımı tamir etmekten acizim. Koyveriyorum vücudumu, gelecek dalgalara karşı teçhizatlanmadım. Bu kesik hayata bir çarpıyı da ben koyuyorum, nakıslığından başı göğe ersin.