Sevgi, bir kafes inşa etmek değildir; aksine, o kafesin kapılarını ardına kadar açmaktır. Kontrol etmeye çalışan el, aslında avucunun içinden kayıp gitmesinden korkan zayıf bir iradenin dışavurumudur. Birini sevmek, onun ruhunu kendi sınırların içine hapsetmek değil, onun kendi gökyüzünde kanat çırpışını izlerken duyulan o eşsiz huzurdur.
Kontrol, güvensizliğin maske takmış halidir. Benim olmalı, benim dediğim gibi davranmalı, benim belirlediğim çizgide yürümeli diyen bir zihin, sevginin o uçsuz bucaksız özgürlüğünü hiç tatmamıştır. Oysa sevgi, bir insanın en çıplak halini, tüm hatalarını, tüm o kendine has detaylarını olduğu gibi kabul edip, sen, senin olduğun için güzelsin diyebilme cesaretidir.
Birini kontrol altında tutmak, onun büyümesini engellemektir. Sen, bir çiçeğin topraktan başını uzatışını kontrol edemezsin; sadece ona ihtiyaç duyduğu alanı, ışığı ve güveni sunarsın. Sevgi de böyledir; bir başkasının hayatını yönetme arzusu değil, onun kendi hikayesini yazarken, senin sadece o hikayenin en güzel satırlarında yoldaş olman halidir.
Gerçek sevgi; bir sahip olma meselesi değil, bir varoluş meselesidir. Birini severken kendi bütünlüğünden vazgeçmiyorsan, karşı tarafın da senin bütünlüğüne dokunmasına izin vermiyorsan; işte o zaman sevgi, bir pranga değil, bir kanat olur.
Kontrol eden, aslında kaybettiğini hiç kazanmamış olandır. Sevgi ise; sen özgür olduğunda, ben de özgürüm diyebilme yüceliğidir. Birbirine bağlananlar değil, birbirine ilham verenler"dir ancak aşkı ölümsüz kılan.