• İvan İlyiç'in Ölümü/L.N. Tolstoy
    Ne bu şimdi? Ne için bütün bunlar? Olacak şey mi! Böylesine anlamsız ve iğrenç olabilir mi hayat? Hayat bu kadar anlamsız ve iğrençse, o zaman niye ölünüyor; hem de acılar çekerek?
    Ah klasikler ve ah Tolstoy,insan bu kitapları okumaya başlıyor ve sıradan devam eden satırlar arasında, bir anda hayatınızın hesaplaşmasını yaparken buluyorsunuz kendinizi. Yazarı ilk sevdiğim kitabı "İnsan Ne ile Yaşar" beni derinden etkilemiş ve yazara hayran kalmıştım. İvan İlyiç'in yaşamına sıradan diyebiliriz fakat ölümle yüzleşmesi kitabın kırılma noktası bana göre. Yaşadığı bir çok şeyle yüzleşiyor İvan ve verdiği kararları sorguluyor,yaptığı yanlışları nerede hata yaptığını...ve işte o çarpıcı soruyu soruyor kendine "Ya gerçekten bütün hayatım yanlışsa?"...
    Gerçekten dönüp kendi hayatımıza bakmamızı sağlıyor yazar onca yıl bir yanlışı yaşadıysak ve farkında değilsek. Yaşamımız bir yalandan ibaret boşa yaşanmışsa...
    Aldığımız kararlar bizi yanlışlara sürüklediyse ve asıl almamız gereken kararları hep erteleyip yanlışın içinde debelenip duruyorsak...
    Bütün bunları okurken kendi hayatımı sorguladım,korkarak ve sonuçlarının ne olacağı konusunda hiç bir fikrim olmadan almış olduğum bir kararın ne kadar doğru olduğunu anladım bu kitapla. Zaten bildiğim fakat emin olmadığım bir gerçekti bu benim için. İşte kitapların hayatımıza etkileri...
    Klasikler candır... keyifli okumalar...
    Lev Nikolayevich Tolstoy
    İvan İlyiç'in Ölümü
    Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
    Çeviri:Mazlum Beyhan
    Sayfa:100
  • -Benim -bitmiş demeyeceğim- başlayamamış bir hayatım var.
  • "Bırak beni, canım yanıyor görmüyor musun?"
    ....
    "Ya sen," diye sordu. "Benim canımın ne kadar yandığını görebiliyor musun?"
  • Üzüntü, bütün benliğimi sarmış, hayatım olmuştu;onun dışında başka hiçbir şey yoktu benim için.
  • Ee Kostandi, nasılsın be?
    ”Kostandi kızgın bir tavırla tükürdü:
    “Nasıl olalım? Günaydın kahve, tünaydın ev, günaydın kahve, tü-naydın ev, günaydın kahve, tünaydın ev! İşte benim hayatım! İş yok!
    Nikos Kazancakis
    Sayfa 21 - Can
  • Aslında benim hayatım zehirlenmeye hazırdı. Zehirlenmiş bir hayattan başka hayatım olamazdı.
  • Bir şarkın olsun. Senin olsun. Hayatına her giren insana “bu benim şarkım bak” diye dinlet. Bir gün o kişinin hayatından çıktığında bir radyoda denk gelirse, seni hatırlasın.
    Tek bir parfümün olsun. Özdeşleşmek iyidir. Dünya bu illa ki bir tek sen kullanmayacaksın. Öyle bir sana ait olsun ki, bir yabancıda bile duysa “acaba burda mi” diye kokuyu duyanın gözü seni arasın.
    Bir tane en yakın arkadaşın olsun. Sadece kötü günde değil, iyi günde de aradığın ilk kişi olsun. Birlikte düşün, birlikte kalkın. Birbirinizi toparlayın. Yaralarınızı sarın. Herkes gittiğinde “şanssızlığınıza” biraz gülün, biraz ağlayın.
    Bir tane çok büyük aşkın olsun. Rakıya bahane olsun. Bir dönem çok sevmiş ol, bi dönem nefret etmiş. Her şey küllendikten sonra tebessümle hatırla. Biraz da bi yanin acıyarak. “O olsaydı nasıl olurdu acaba hayatım?” diye sorgulayarak. Artık bir şey hissetmesen de “başına bir şey gelse yine de ilk ben koşarım” diyecek kadar. Unutma, masallar mutlu sonla, efsaneler kavuşamamakla biter.
    Bir evlat edin. Bir kedi olur, bir köpek de. Ama olsun. Kapılarını aç. Senden olmayan ama senin ilgine bakımına muhtaç bir kalbin atışlarını ellerinde hisset. Bir canlının hayatını değiştirmek acayip bir şey. Birinin kahramanı olmak istersen bundan büyük fırsat olamaz. Sevmek çok güzel. Hele bir de her koşulda sevilmek.
    Bol bol kitap oku biri seni derinden etkileyene kadar oku. Onu bulduğunda kimseyle paylaşma. O hikaye senin. Beğenmediğin sayfayı yırt sevdiğin yerleri yıldızlarla donat. Başucunda dursun. Belki bir gün biri gizlice o sayfaları keşfeder. Seni daha iyi tanıma imkanı olur.
    Salaş bir restaurant edin. Patronundan garsonuna kadar tanı. Kafan mı bozuk, mekan dolu mu, sana yer açacakları kadar müdavimi ol. Bir masan olsun hep oturduğun. Bir başına gitsen bile başına bir şey gelmeyeceğini bil. Bir gün belki kapanır ya da yıkılır. Ama sen önünden her geçtiğinde “burda eskiden hep bi yerim vardı” dersin.
    Bir hobin olsun. Kaçmak için. Hiçbir şey düşünmediğin. Dünyadan uzaklaşabildiğin. Onunla övün. En iyi yaptığın şey olsun. Insanlar şaşırsın. Senin icin çocuk oyuncağı olsun.
    Bir şey iste. İmkansız olsun. Peşinden koş. Yorul. Defalarca vazgeç. Defalarca dene. Susmanın çaresizliğini de yaşa bağırmanın da. Uykuların kaçsın. Düşündükçe saç diplerin bile uyuşsun. Her ne ise bu istediğin, aşk da olur iş de. Bağrına taş bas gerekirse. Yeter ki gece yatağına yattığında “ben elimden geleni yaptım” de. Bazen kazanamamış olsan da, yapabileceklerinin ya da bir şeyi delice istemenin limitini görmek de zaferdir.
    Vakit ayırdığın bir ailen olsun. Yarın kaybettiğinde keşke daha çok zaman ayırsaydım demeyeceğin. Pişmanlık kötüdür. Bir daha geri getirmeye gücünün yetmedikleri içinse, iskence. Kıymetini bil. Yarin ne olacağı belli degil. Kalp krizi dediğin bir kaç saniye. Kalp kırma.
    Sınırların olsun aşılamayacak. Duvarların olsun yıkılamayacak. Herkes bilsin. Ona göre davransın.
    Bir alanın olsun metre karesi dert değil. Kapısını kapattığında gercek sen olabildiğin. Dört duvardan birininin dibine çöküp ağlayabildiğin. Güçsüzlüğünü yaşayabildiğin. Sonra daha güçlü kalkabildiğin. Kaldığın yerden devam edebildiğin. İnsan en Çok kendini özlüyor çünkü.
    Bir sevdiğin olsun tabi. Belki hayallerindeki gibi olmaz koşullar ama bir şeyleri birlikte var etmenin tadı bir başka. Para amaç değil araç olsun mutluluğuna. Olmadığı zaman da elindekini cömertçe paylaşabil. En çok onla gül. Saatlerce muhabbet edebil. Birbirinize ulaşamadığınızda, “başka biriyle mi acaba” diye değil “başına bir şey mi geldi” diye endişelen. İlişkini başkalarıyla kıyaslama. Biri sevdiğini çok söyler, biri daha çok gösterir. Sen de biri eksikse bu seni daha az seviyor demek değildir. Sonuna kadar güven. Bir gün kırılırsa kalp yenisini inşa eder..