“Ey Firavun! Bugün artık senin boğulan cesedine necat (kurtuluş) vereceğiz (sâhile atacağız) ki arkandan gelenlere bir ibret olasın!” Ve şübhesiz ki insanların çoğu, âyetlerimizden gerçekten gafil kimselerdir.
Allah'ın onları mahşerde toplayacağı gün, sanki onlar dünyada gündüzün bir saatinden başka kalmamış gibidirler; aralarında birbirlerini tanıyacaklardır.
Bil'akis onlar ilmini kavrayamadıkları ve te'vîli (ma'nâsı) henüz kendilerine gelmemiş olan bir şeyi (Kur'ân'ı daha anlamadan) yalanladılar. Onlardan öncekiler de peygamberlerini ve kendilerine gönderilen kitabları böyle yalanlamıştı ama, bak zâlimlerin âkıbeti nasıl oldu!
Ve insana ağır bir zarar dokunduğu zaman, yanı üzerine yatar iken veya otururken yâhut ayakta iken bize yalvarır. Fakat biz ondan zararını giderince, sanki kendisine dokunan bir zarardan dolayı bize duâ etmemiş gibi eski hâline devâm eder.
Orada onların duâsı: سُبْحَانَكَ اللّٰهُمَّ (Ey Rabbimiz olan yüce Allah! Sen bütün noksan sıfatlardan münezzehsin!) demeleridir. Orada birbirlerine tahıyye (temennî ve hediye) leri de “Selâm!”dır. Duâlarının sonu ise: اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمي۪نَ (Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur) demeleridir.