Namaz, oruç, zekât ve hac gibi ibadetler, İslâm binasının bir temelidir. Fakat bunlar, İslâm'ın bir bütünü değildir. İslâm'ın sosyal ve ahlâk düzenini korumak, bunları gerek toplum ve gerekse aile hayatında yaşamak ve yaşatmak, cihâda hazır olmak, din ve vatan uğrunda gerektiğinde mal ve canını seve seve feda etmek de İslâm'ın birer emri ve temel esasıdır. Bunları diğerlerinden ayırmanın imkânı yoktur.
Dinî ahlâkî prensipleri, İslami öğretiyi rafa kaldırarak, makam ve mevkiler elde etmek veya zevk-ü sefa sürmek için her çeşit edepsizliği, yolsuzluğu işleyen bir dünyacılar, dünyaperestler zümresi ortaya çıkmıştı.
Haddizatında Ekber bir akıl fukarası, basiret ve iz'an yoksunudur. Sağlam itikadını bozmuş, sonra hak dini bulamamıştır. "İki sürü arasında kalmış şaşkın koyuna benzeyen munafık" gibi, dinler arasında dolaşıp durmuştur hayatı boyunca.
Yine aynı müellifin ifadesiyle Ekber, uzaktan yakından tanıdığı her din ile temas etmiş, her dinin zevkini tatmaya çalışmış, kâh kıbleye yönelerek namaz kılmış, kâh ateşler yaktırarak ateşe ve güneşe tapmış, bazen dünyadan el-etek çekmeyi tavsiye edenlerin yolunu tutmuş, bazen cizvit papazların telkinlerini dinlemiş, bazen Budda'nın müritleriyle e ve dervişleriyle, ara sıra Musevilerin Hahamlarıyla, zaman zaman da Sihlerin "guru"larıyla düşüp kalkmıştır.