Namaz, oruç, zekât ve hac gibi ibadetler, İslâm binasının bir temelidir. Fakat bunlar, İslâm'ın bir bütünü değildir. İslâm'ın sosyal ve ahlâk düzenini korumak, bunları gerek toplum ve gerekse aile hayatında yaşamak ve yaşatmak, cihâda hazır olmak, din ve vatan uğrunda gerektiğinde mal ve canını seve seve feda etmek de İslâm'ın birer emri ve temel esasıdır. Bunları diğerlerinden ayırmanın imkânı yoktur.
"Ekber" lakabıyla anılan, isminin ifade ettiği manâya tam uygun olarak da dinsizlik ve zulüm yolunun "ekber"lerinden, en büyüklerinden biri olduğunu icraatıyla ispat eden bu hükümdar için "o bir küfür öncüsü ve batıl sistem mimarıdır" demek yerinde olur. Çünkü o, toplumun İslamiyet'den uzaklaşmasında, Müslümanların baskı altına alınmasında ve böylece İslam'ın hayattan tecrid edilmesinde gerçek bir önder olmuştur.
Bu hükümdar, öyle bir fitne, fesat, şirk ve isyan çığırı açandır ki, bu fesat düzeni bir asır kadar devam edecek ve İmam-ı Rabbanî de bu bozgunu göğüsleyip durdurmaya çalışan kişi olacaktır.
Onun, sapkınlık ve dalâlet namına yapmayacağı birşey yoktu. Akla gelen her türlü kötülüğü icad ve icra edebilirdi.