"Bu kadar. Yavaşlayacak, duracak. Binenler inecekler.
Bu defa başkaları binecek.
Sanki çırak olmuşum, sanki şadırvan, sanki ev almışım, sanki felsefe.
Bir kere de ben vursam.
Devirsem şu tavşanı.
Diye diye çıkıp gideceğiz, şu Lunapark'tan.
Bu böyledir. Çünkü geldik."
"Ah Süleyman ah. Sen o duvarın üzerinden hiç inmeyecektin. Minareden yıldızları seyredecektin. Ehl-i tarik bir yorgancı ustası ne güzel. Dükkanın bir köşesinde ıtırlar, fesleğenler. Ama bir yorgancı çırağının asfaltlara belenmiş sokaklarda, blok apartman önlerinde, minareleri görünmez olmuş şehirlerde esamesi mi okunur?"
"Lunapark parlıyor.
Kendinden gayrı her şeyi karartarak. Neonlarını florasanlarını salgılıyor üzerimize. Onun rengine boyanıyoruz. Yeşil yeşil bakarken birden kıpkızıl ateşte yanıyoruz. Sonra yine mor, yine mor. Her yerden seçiliyor. Sesi her yere ulaşıyor. Ovalarda, dağ tepelerinde yankılanıyor. Nereye bakarsak, nereden bakarsak hep o. Ona dönsek de yüzümüzü, dönmesek de, yanımızda, çevremizde."