İki çocuğum daha olacak. Onlarla okumayı, yazım kurallarını, fiil çekimlerini öğrenmeyi sürdüreceğim. Bana bir kelimenin anlamını ya da yazılışını sorduklarında asla, "Bilmiyorum," demeyeceğim."Bir bakayım," diyeceğim. Ve bıkıp usanmadan sözlüğe bakacağım. Bir sözlük tutkununa dönüşeceğim. Fransızcayı, anadili Fransızca olan yazarlar gibi asla yazamayacağımı biliyorum, yine de yazabildiğimce, elimden geldiğince yazacağım. Bu dili ben seçmedim. Kader, rastlantılar; koşullar dayattı onu bana. Fransızca yazmak, mecburum buna. Bu bir meydan okuma.
Okuma yazma bilmeyen birinin meydan okuması.
Nasıl yazar olunur? Öncelikle yazmak gerekir, elbette. Sonra da yazmaya devam etmek. Kimsenin umurunda değilken bile. Kimsenin asla umurunda olmayacağı duygusuna kapılırken bile. Yazılmış kağıtlar çekmecelerde birikirken ve diğerleri yazılırken unutulurken bile.
Oğlan kardeşlerimi, anne babamı, şimdilerde başkalarının oturduğu evimizi kaybettiğim için ağlıyorum.
En çok da kaybettiğim özgürlüğüme ağlıyorum.
Kaybettiğim çocukluğa da ağlıyorum.