...Engels'in de ondan devraldığı varsayımdır; anaerkil (matriyarkal) toplumdan ataerkil (patriyarkal) topluma geçiş, onun gözünde "kadın cinsiyetinin büyük tarihsel yenilgisi"dir. Ama gerçekte, kadının bu altın çağı bir efsaneden ibarettir. Kadının Başka olduğunu söylemek, o zaman da cinsiyetler arasında bir karşılıklılık ilişkisinin olmadığını söylemektir: Toprak'tı, Ana'ydı, Tanrıça'ydı kadın, erkeğin gözünde kendi benzeri değildi; kadının gücü kendini, insanın hüküm sürdürdüğü dünyanın ötesinde gösteriyordu. Dolayısıyla kadın bu hükümranlığın dışındaydı. Toplum hep erkekti, siyasal güç hep erkeklerin ellerindeydi.
Böylece Bebel'in kadın üzerine kapsamlı çalışmasına da görüldüğü gibi kadının geleceği sosyalizmin birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. "Kadın ve proletler her ikisi de ezilenlerdir." der Bebel.
Kadın değişmez bir gerçeklik değil bir oluştur. Onu erkeğin karşısına oluşu içinde koymak yani imkanların tanımlamak gerekecektir. Bu kadar tartışmayı işe yaramaz hale getiren kadını yetenekleri sorunu ortaya koyulurken onun geçmişte ve bugün ne olduğuna indirgenmek istenmesidir; oysa yetenekler ancak gerçekleştirdiklerinde apaçık hale gelirler. Ayrıca, ayırıcı özelliği aşkınlık ve öteye geçme olan bir varlık göz önüne alınırken değerlendirme belli bir noktada durdurulamaz.