Çünkü tehlikenin içinde daima bir büyü, bir sihir de vardır. Kader yüzünü bize döndüğünde, bizi adeta adımızla çağırdığında yaşadığımız iç sıkışması ve korkunun altında her zaman hafifçe parlayan bir tür çekim de vardır, çünkü insanın istediği sadece ne pahasına olursa olsun yaşamak değildir, hayır; insan kaderini bilmek ve tamamen üstlenmek ister, ne pahasına olursa olsun, tehlike ve ölmek pahasına olsa bile.
Arzularımızın dünyada tam bir yankısı olmayışına katlanmak zorundayız. Sevdiklerimizin bizi sevmemesine ya da umduğumuz gibi sevmemesine katlanmak zorundayız. İnsan ihanete, sadakatsizliğe katlanmak zorunda; ve son olarak, ki bu bütün görevlerin en zoru, birisinin karakter ya da zeka yönünden kendisinden üstün olmasına da katlanmak zorunda.
Okumak istersin ama bir şekilde kitabın içine de yağmur yağar; kelime anlamıyla değil ama buna rağmen gerçekten, harfler hiçbir şey ifade etmez, sadece yağmuru dinlersin. Piyano çalmak istersin ama yağmur da yanına oturup seninle birlikte çalar. Sonra kurak mevsim gelir, dumanı tüten aydınlık. Hızla yaşlanırsın.