Zeynep Tanrıverdi Çavuşoğlu

Zeynep Tanrıverdi Çavuşoğlu
@benzeynep
F&Z
23 okur puanı
Mayıs 2020 tarihinde katıldı
Yaptığı İbadeti yeterli sayanlarda da dinin en önemli emrinin yapıldığı, bunun ise kurtulmak için büyük ölçüde yeteceği algısı oluşturulmuş, bu da salih amel konusundaki motivasyonu azaltmıştır. "Çevreyi koruyan, sokak hayvanlarına sahip çıkan, bir haksızlık olduğunda sokakta demokratik eylem yapan, yetim besleyen, ağaç diken, kötülüklerle mücadele eden, kitap okumayı teşvik eden, kendilerini bu vb. salih amellere adamış Insanlar" dendiğinde aklınıza kimler geliyor? Bu soruya vereceğiniz samimi cevap, tespitimin doğru olup olmadığı konusunda size bir fikir verecektir diye tahmin ediyorum.
Sayfa 140 - Minel Yayın·Kitabı okudu
1000Kitap
Reklam
Motivasyonunu dinden aldığı sanılan daha birçok batıl iddia var. Onlardan birisi de şudur: "Namazın yoksa gerisi boş." Bu iddia da ilk bakışta dini bir iddia gibi görünse de Kur'an ile taban tabana zıt bir anlayışın tezahürüdür. Bu yerleşik anlayış dinin ibadete, ibadetin de büyük ölçüde namaza indirgenmesine yol açmış; ayrıca iyiliğin yani diğer salih amellerin değersizleşmesine neden olmuştur. "Namazın yoksa gerisi boş!" veya "Namazın varsa korkma!" şeklindeki telkinlerle bilinçaltımız zaman içinde yalan yanlış telakkilerle kodlanmıştır. Bu telkin, dinin ibadete indirgenmesinin, salih amelle olan bağının ise büyük ölçüde kopmasının kapısını açmıştır. İbadet yoksa iyilik eğilimi ruhlarda zayıf kalmış, insanlar bu konuda dini bir motivasyondan mahrum bırakılmıştır.
Sayfa 140 - Minel Yayın·Kitabı okudu
1000Kitap
Yine hemen her yerde, özellikle de bazı merdiven altı dini sohbetlerde Atatürk'ün İslam dinine inanmadığı söylenir. Bu soruya aslında "Hangi İslam'a inanmıyordu?" sorusuyla cevap aramak gerekir. Malum, ortada 1001 çeşit İslam vardır. Ancak bu teolojik mesele ayrı bir tartışma konusudur. Onu şimdilik bir kenarda tutalım. Hemen belirtmek isterim ki Atatürk'ün bir dine inanıp inanması kendisini ve onu yaratanı ilgilendirir. Dinin ve itikadın yani kalplerde olanın tek sorgu/yargı makamı Allah'tır. Kimse Allahlık iddia etmemeli, Allah gibi din iman yargılamaya, tartı/terazi kurulmadan cennet cehennem dağıtmaya, Allah adına Veli, Gavs, Kutup tayin etmeye kalkma- malıdır. Elçi'nin olduğu iddia edilen "Kalbini yarıp baktın mı?" sözüne itaat edilmelidir.
Sayfa 75 - Minel Yayın·Kitabı okudu
1000Kitap
Yine konu Atatürk olduğunda "Bizi Atatürk Batılılaştırdı.Batı'dan ecnebi kanunları aldı." denilir. Google üzerinde "Abdülmecid, kızı ve damadı" yazarak bir tarama yapın ve çıkan resimlere iyice bakın. Sonra da "Sahiden bizi Atatürk mü Batılılaştırmış yoksa bize yalan mı söylemişler?" diye bir süre düşünün. Unutmayın: Bir konuda bir yalan söyleyen insanlar aynı konuda daha başka yalanlar da söyleyebilirler. Bu konuda Tanzimat ve Islahat fermanları okunursa eğer, Batı'dan ilk defa kanun alanların kimler olduğu da batılılaşmanın ne zamanlar başladığı da açıkça görülür. Kaldı ki bir kanun Batı'dan alınsa ne olur, Doğu'dan alınsa ne olur! Peygamberimiz "İlim Çin'de bile olsa gidip alın." dedi, demiyor muyuz? Demek ki bir şeye, sırf alındığı yerin Doğu veya Batı oluşu nedeniyle karşı olmak evvela Elçi'ye itaatsizlik etmektir.
Sayfa 73 - Minel yayın·Kitabı okudu
1000Kitap
Hem dil ile alfabe aynı şey değildir hem de bir alfabeyi öğrenmek dili öğrenmek demek değildir. Alfabe 15 günde öğrenilir. Ancak hiçbir dil 15 günde öğrenilmez. Osmanlı'da halk yine Türkçe konuşuyordu. Sadece, konuşurken Türkçe kullandığı sözcükleri Arap harfleriyle yazıyordu. Mesela "yemek" yine yemekti. Elma yine elma, su yine su, ağaç yine ağaçtı. Ama bunu yazarken Latin alfabesi yerine Arap alfabesi kullanılıyordu. Neden Osmanlıca bir halk türküsü yoktur, bunu hiç düşündünüz mü? Dedelerimizin, babalarından öğrenerek Osmanlıca diye bir dil kullandığını, evlerimizde ara ara Osmanlıca konuşulduğunu görenimiz oldu mu hiç? Yoktur
Sayfa 71 - Minel Yayın·Kitabı okudu
1000Kitap
Reklam