"Evet arkadaşlar kurallar belli. Mızıkçılık yok! Kaleden kaleye gol ve kale önünde bekleme yok. Üç korner bir penaltı. Abanma ve pis burun yasak. Top benim. Vallahi oynatmam bakın! Frikiklerde baraj mesafesi üç adım. Topu atan alır. Topu patlatanın parasını alırım ona göre!"
"Evet, sana dedim. Yaptığın çok yanlış. İnsanlara ait eşyaları zorla alamazsın. Bu haksızlık!"
Ayıboğan, bu tür laflardan anlayacak biri değildi. Onun bildiği tek şey, zorbalıktı. Ama yine de Mete'nin bu çıkışı onu çok şaşırtmıştı. Okulda şimdiye kadar hiç kimse, ona bu şekilde karşı koyma cesaretini gösterememişti. Herkes ondan korkuyordu. Ayıboğan çevresine bakındı. Tüm kalabalık uzaktan olup biteni izliyordu. Herkes, bu ufaklığın ona kafa tuttuğunu görmüştü. Bu ufak çocuğa öyle bir ders vermeliydi ki okulda hiç kimse bir daha Ayıboğan'a karşı başkaldırmasın!"
"Tüm öğretmenler ondan illallah etmişti. Velisi kaç kere okula çağrılmış ama değişen hiçbir şey olmamıştı. Çünkü velisi de oldukça anlayışsızdı. Çözüm bulmak yerine, sorun yaratmak daha kolayına geliyordu. Zaten çocuğunu da bu yaşa kadar şımartarak büyütmüştü. Ona göre sorun, diğer bütün çocuklardaydı. Hatta öğretmenlerdeydi. Okula çağrıldığı zamanlarda, velisinin de öğretmenlere saygısızlık yaptığına şahit olan Ayıboğan, bundan da yüz bularak iyice kontrolden çıkmıştı. Artık okulun kâbusuydu."