İşinde çok iyi olduğunu düşünen ve aslında “yetersiz” olanların ise kendini ve yaptıklarını olduğundan fazla göstermekten, ne iş olsa yaparım şeklinde öne çıkmaktan hiçbir rahatsızlık duymadıklarına ve işverenin gözdesi olduğuna da defalarca şahit oldum.
İnsan, geceyle birlikte kendi içine döner. Gökyüzü kararınca, yıldızlar parlar; çünkü ışık, en çok karanlıkta belli eder kendini. Belki de bu yüzden yıldızlara bakarken kendimizi buluruz.
Doğa susmaz aslında, sadece bağırmaz. Rüzgarın taşıdığı yaprak sesi, uzaktaki dalga uğultusu ve bir kayan yıldızın sessiz çığlığı… Hepsi bir şey söyler: “Var olmak, görünmekten daha derin bir şeydir.”
Gözümüz hep yukarıda, yıldızlarda; ama köklerimiz yerde, toprakta. İkisinin arasında bir yerdeyiz: Arayışla dolu, geçici, ama bir o kadar da sonsuzlukla temas hâlinde.
Belki de doğa, biz susalım diye vardır. Yıldızlar da, biz hatırlayalım diye parlar: Ne kadar küçük olduğumuzu ve yine de ne kadar anlam taşıyabileceğimizi.