Belki bir tür özgürlüğe sahipsin, başparmağını nasıl istersen öyle oynatırsın. Ama başparmağın ancak kendi doğasına göre hareket edebilir. Elinden ayrılıp odanın içinde oraya buraya konamaz. Bunun gibi sen de bütünün içinde kendi yerine sahipsin çocuğum. Sen Sofie'sin, ama aynı zamanda Tanrı'nın bedinindeki bir parmaksın.
Bacaklarımız yaşlanıp tutmaz olabilir, sırtımız kamburlaşır, dişlerimiz dökülebilir; ama içimizde akıl var oldukça, iki artı iki dört eder ve edecektir. Çünkü akıl yaşlanmaz ve yıpranmaz. Oysa bedenlerimiz yaşlanır.
Rüya gördüğümüzde de, gerçek bir şey yaşadığımızı sanarız. Peki uyanıkken edindiğimiz izlenimleri rüyadakilerden ayırt etmenin herhangi bir yolu var mı? Descartes şöyle yazıyor bu konuda: 'Konuyu iyice düşündüğümde, uyanık olmayı rüyadan kesin olarak ayırt etmeye yarayacak hiçbir belirti bulamıyorum.' Ve devam ediyor: 'Bütün yaşamın da bir rüya olmadığından nasıl emin olabilirsin ki?'
Bir Rus kozmonotla bir Rus beyin cerrahı din hakkında tartışıyormuş. Beyin cerrahı Hıristiyanmış, kozmonot ise dinsiz. 'Ben uzaya çıktım' demiş kozmonot kibirlice, 'ama ne Tanrı'ya rastladım ne de meleklere.' Beyin cerrahı yanıtlamış: 'Ben de pek çok zeki insanın beynini ameliyat ettim, ama hiçbir yerde tek bir düşünceye rastlamadım.'