“Bu akşam pikaba bir caz plağı koydum ve şömineyi yakıp alevlere baka baka yün ördüm. Genellikle yalnızlık beni ürkütmez, hatta uzun sürmezse dinlendirir bile: Sevdiğim varlıkların çevremde olması yoruyor beni. Yüzlerindeki bir değişiklik, ya da bir esneme beni endişelendirir. Ve can sıkmamak için -ya da gülünç olmamak için- üzüntümü belli etmemem, hareketlerimi frenlemem gerekir. Onları uzaktan düşünmek insanı dinlendiriyor.”
"Peki senin ne mutlu ne de mutsuz olduğun anlar? Hiçbir şey olmadığın? Hayatımdaki her şeyin mükemmel olduğunu mu sanıyorsun, Kate? İnsanları böyle kutulara koyamazsın. Hiç kimse için, hayatın nasıl olduğunu bildiğini varsayamazsın. Demek istediğim, onları tam olarak görebildiğin o şeffaf anlar dışında ya da her şey b*ka sardığında, her gün onlar adına onların hayatlarını yaşayamazsın."
Nefes almak için duraksadı.
"Hiç kimse, her gün doğru şeyi yaptığını kesin olarak bilmiyor."
Sözlerinde her ikisini de rahatsız eden derin bir şüphe ve gerçeklik vardı. Bu kahrolası bir peri masalı değil, Kate.