Biri beni anlasın , biri beni gerçekten anlasın; yıllardır kaybolduğum o köhnemiş , toz toprak içindeki , yıkılmaya yüz tutmuş metruk binadan çıkayım. Gökyüzünü göreyim. İçine kapatıldığım bu tuhaf esaret son bulsun istedim. Biri beni anlayarak özgürleştirsin. Ruhumu serbest bıraksın alıkoyduğu o daracık mahzenden. Biri beni anladığını söylesin ve bir çift kanat taksın yorgun omuzlarıma. Ayaklarımda derman kalmadı çünkü, kalbimde derman kalmadı.
Yalnızlık duygusuna ömrü boyunca bir defa yakalanmış birinin bir daha kurtulmasının mümkün olmadığını biliyordu. İnsan yalnızlığa bir defa düşer , orada kalır.
“Arkadaşlarım beni tanımıyorlar. Tanıdıkları Jülide , girmelerine izin verdiğim topraklardan ibaret; kendi güvenli bölgemi belirleyen dikenli tellerin önünü görebiliyorlar sadece. Arka tarafta ,kimse ayak basmadığı için zamanla patikaları kaybolmuş, benliğimin karanlık ormanları var. İnsanın birkaç metre ötesini bile göremeyeceği sık bir orman; güneşsiz ,ölü kuşlarla, kesik gövdelerle, ağlayan kayalarla,sahipsiz ve ürpertici seslerle dolu.Bazen o ormandan gelen tuhaf sesleri duyanlar oluyor, bir şarkı mı ,yoksa acı dolu bir inleme mi olduklarına karar veremedikleri için duymamış gibi yapıyorlar, dertsiz başlarına dert almıyorlar. Böyle yaprtıkları için onlara kızmıyorum.”