2-)
Bugün dünya, pasaportların insan hayatından daha değerli olduğu büyük bir gümrük kapısı. Sermaye, para ve silahlar dünyayı bir uçtan diğer uca vizesiz gezerken; teninin rengi yanlış, doğduğu coğrafya bahtsız olanlar tel örgülerin arkasında can veriyor. Eskiden Berlin Duvarı yıkıldığında özgürlük çığlıkları atanlar, şimdi Akdeniz'i dev bir mezarlığa çeviren görünmez duvarlar inşa ediyorlar. Televizyon ekranlarında "göçmen sorunu" tartışılarak sayılara indirgenen o hayatlar; aslında evini, yurdunu ve anılarını bir çantaya sığdırıp belirsizliğe yürüyen etten ve kemikten kardeşlerimizdir. Resmi raporlar onları birer "güvenlik tehdidi" olarak kaydederken, insanlık onuru o sınır tellerine takılıp can çekişiyor.
9/10
·188 syf.··
2026 38. kitabı
15 yaşındaki bir lise öğrencisi olan Michael ve 36 yaşındaki bir kadının arasındaki aşk üzerine kurulmuş bir hikayeyi anlatıyor bize. Bana göre bir aşk olamaz çünkü yaşları arasındaki fark beni başta rahatsız etti. Ama kitabın dili kalemi o kadar farklı bir güzel yazılmış ki bir yerden sonra bu detayı unutturuyor size yazar. Öyle ki başta onların belirtilerini okurken sonrasında Hanna’nın ortadan kaybolması ve yıllar sonra bir mahkeme sonunda karşılaşmaları üzerine kurulmuş olan düzen çok daha çarpıcı. Aslında Hanna bir Nazi dosyasında yargılanıyor. Savaş sırasında bir kilisede tutulan bir grup kadının ölümünden sorumlu tutulan bir kadın bu durum Michael içinde oldukça şaşırtıcı oluyor. Hukuk ile ilgilenen ve o sırada üniversite öğrencisi olan Michael davayı çok yakından takip ediyor fakat hiçbir şekilde müdahil olmuyor. Ta ki aradan yıllar geçene kadar. Kaldı hapishaneye okuma yazması olmadığı için kitapları kaydederek yollaması üzerine tekrardan bu sefer mektuplaşmaya başlıyorlar. Ve sonunda Hanna için özgürlük kapıları açılmışken beklenmedik bir sonla karşılaşıyorsunuz. Yazar öyle konular anlatmış ki gerçeklerinizi sorgulatan bir durumla karşı karşıyasınız. Tabii ki de hiçbir şekilde eminim okuyan herkes için geçerli bu bu aşka kimse onaylamaz fakat yazım dileğiyle gerçekten sizi rahatsız etmeden okutturacak tek kitap olabilir. Filmi de varmış çok merak ederek izleyeceğim. 
OkuyucuBernhard Schlink · İletişim Yayıncılık · 20144,570 okunma
İlginç
“Berlin Duvarı'nın yıkılıp soğuk savaşlı yılların sona ermesinin ardından Amerika merkezli yeni bir dünya düzeni kuruldu. Uluslararası büyük şirketlerin menfaatlerini önceleyen bu yeni adaletsiz dünya düzeni İslâm'ı kendine bir tehdit olarak algılayıp Müslümanlara karşı savaş açtı. İslâm, içinde barındırdığı değerler nedeniyle geleneksel Müslüman topluluklarının kapitalist dünya düzeninin çarkına girmesini engelliyor ve yeni dünya düzenine muhalefet ediyordu. İslâm'ın bu başkaldıran yanı Latin Amerika'nın devrimci karaktere sahip insanlarını cezp etti ve özellikle 11 Eylül saldırılarının ardından kıtada islâm'a olan ilgi en üst düzeye çıktı. Dünya 11 Eylül saldırıları hakkında farklı yorumlar yapsa da, Amerika'dan nefret eden ve sol düşünce geleneğinden gelen Latin Amerikalılar bu saldınlan kapitalizmin tapınaklarına yapılan saldırılar olarak gördüler. Yeni kuşak Latin Amerikalı Müslümanlar İslam'ın devrimci ve anti-kapitalist yönünden etkilendiklerini sık sık dile getiriyorlar.”
Sayfa 244 - Latin Amerika’da İslam Devrimi
8/10
·384 syf.··
2026 17. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 26 Mayıs 2026 00:08
Yaşlı ve manipülatif bir erkekle ; genç, daha olgunlaşmamış genç bir kızın ilişkisini odağa alan bir hikaye. Patolojik ilişkisel kavramlarla dolu. Politik bir kitap okuduğumuzu ise kitap ilerledikçe farkediyoruz. Katharina’nın yıllarca yaşadığı ilişkinin aslında politik sistemin minyatürü olması gerçeği ile yüzleşiyoruz. Hans eskimiş, baskıcı , kültürlü gözüken ama kendi çelişkileri ve güvensizlikleri içinde kaybolan denetleyici devleti temsil ediyor. Onun tavırlarından bu kadar bunalmamız, kitabı kaçar gibi okuyup bitirmek istememizin nedeni de tam olarak bu. Katharina ise Doğu Almanyanın son kuşağını temsil ediyor. Başlangıçta olan o neşesi merakı, Hans tarafından kontrol altına alınıyor ve sistem için de kendi olmaktan vazgeçiyor. Bir yandan da onu bırakmayı düşünemiyor bile. Garip bir bilindiklik ile devam ediyor bu manipülatif ilişkiye. Hep suçlu o . İtaat, suçluluk hissi ,denetlenme… Ama bir şekilde Hans’ı gerçekten seviyor da, o bu sistemde sevgi arıyor, beni seviyor mu düşünüyor mu sorusu gündemine geliyor sık sık. Kitabın sonuna gelirsek biraz muğlak bırakılmış olmakla birlikte, Hansın sadece bu sistemi temsil etmediğini bu sistemin gerçekten de küçük bir parçası olduğunu anlıyoruz. Hans ajan mıydı değil miydi bilmiyoruz net olarak ama kişilik özelliklerini Doğu Almanyanın gözetleyici, manipülatif, kontrolcü yapısından alması daha fiziksel bağlarla sağlamlaştırılıyor kitabın sonunda. Ve kimse ne canavar ne kurban aslında. 100 yıllık bir tarih içinde sistemin şekillendirdiği insanlar sadece..
KairosJenny Erpenbeck · Can Yayınları · 20231,112 okunma
Puan vermedi·120 syf.·
2026 38. kitabı
Biz kendi yazgımızı koklarız. Bu sebeple dünyada bizim bilgi alanımızın dışında hiçbir şey olmaz. Her şeyi ayna gibi saf ve şeffaf görmek için sadece kendimize odaklanmamız yeterlidir. Şiirsel anlatım, imgelerin kullanımı metne ayrı bir derinlik katıyor. İşte "Şifalı Bitkilerle Ölme Rehberi" kitabı da böyle bir metin. Atiye Attarzade'nin yazar, ressam belgesel yapımcısı olmasının yanında şair olmasının bu anlatım tekniğinde payı büyük. Gözleri görmeyen küçük bir kız ile bitkilerden ilaç yapan annenin Tahran'daki yaşamını içsel bir monolog halinde sunuyor Attarzade. Tahran'daki evleri dış dünyaya karşı anne ve kızın sığınağı. Arka planda bir yas hikayesi var. O da babanın kaybı. Kız dünyayı annesinin ona okuduğu kitaplarla algılamaya ve anlamaya çalışıyor. Bu kitaplar botanikten, tıpa, edebiyata kadar çeşitli türlerde. Flaubert, Dostoyevski, Kafka ve en sevdiği Borges'i annesinin okumalarından öğreniyor. Dünyayı edebiyatla ve Ibn-i Sinanın bakış açısıyla keşfediyor. Metinde yer alan yasam, ölüm, hastalık, zaman, sonsuzluk gibi kavramlarla ilgili iç monologlar çok dikkat çekici. Gerçeklikten kopup hayal dünyasına gidilen ve gerçeğin, hayalin birbirine karıştığı cümleleri çok iyi işlemiş yazar. Arka planda İran'da yaşanan 79 olayları, 80'li yıllarda Avrupa'da Berlin Duvarı'nın yıkılması gibi durumlarda mevcut. Yazar, belgesel çalışmaları sırasında gözleri görmeyen bir kızla tanışınca bu kitabı yazmaya karar vermiş. Ben kitabi çok sevdim. Metin naif ve bir o kadar da hüzünlü. Pers kültürünün derinliği hissediliyor. Okuyun derim. İyi okumalar.
Şifalı Bitkilerle Ölme RehberiAtiye Attarzade · Bilgi Yayınevi · 202630 okunma
8/10
·384 syf.··
2026 27. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 06 Mayıs 2026 15:47
1986’da başlayıp 90’ların başına uzanan bu roman, iki eksende ilerleyen güçlü bir anlatı sunuyor: Bir yanda 19 yaşındaki Katharina ile kendisinden çok daha büyük Hans arasındaki ilişki, diğer yanda ise Berlin Duvarı’nın yıkılışı öncesi ve sonrası Almanya. Arka planda Doğu ve Batı Almanya arasındaki keskin ayrım; yaşam biçimleri, düşünce yapıları ve aynı ülke içinde iki ayrı dünyaya dönüşen hayatlar anlatılırken, ön planda giderek derinleşen ve sonra da kaçınılmaz biçimde kırılan bir ilişkiye tanık oluyoruz. Hans ne eşinden vazgeçebiliyor ne Katharina’dan. Katharina ise ne bu ilişkinin içinde kalabiliyor ne de tamamen çıkabiliyor. Tam da bu noktada ilişki, tıpkı ikiye bölünmüş bir ülke gibi kendi içinde parçalanıyor. Kitap boyunca sıkça anılan Bertolt Brecht ise bu hikâyeye ayrı bir katman ekliyor. Çünkü Brecht’in dünyasında da duygular kadar gerçeklik, aşk kadar güç ilişkileri vardır. Okur olarak biz de bu ilişkiye sadece hislerle değil, sorgulayarak bakmaya davet ediliriz. Ve tüm bunların merkezinde bir kavram duruyor: “kairos” — yani doğru an. Ama bu hikâyede doğru an ya hiç gelmiyor ya da geldiğinde fark edilemiyor. Belki de en çarpıcı olan şu: Bazı ilişkiler, tıpkı ülkeler gibi, kendi içinde bölünür. Ve bazen hayat, doğru anı kaçırdığımız anların toplamıdır.
Duygu/Düşünce
KairosJenny Erpenbeck · Can Yayınları · 20231,112 okunma