Her ne kadar artık birer yabancı olsak da onu hala hiç bitmeyecek bir sevgiyle seviyorum. Onu düşünmek bazen beni çok üzüyor ama gerçekten, Marilla, insan böyle ilginç bir dünyada çok uzun süre üzgün kalamıyor, değil mi?
Ah, Marilla bir şeyleri dört gözle beklemek, mutluluğu yaşamanın yarısıdır,” diye haykırdı. “Beklediğin şeye kavuşamayabilirsin ama hiçbir şey seni ona kavuşma hazzından mahrum edemez. Bayan Lynde, ‘Beklentisi olmayanlar hayal kırıklığına uğramazlar’ diyor ama bence hayal kırıklığına uğramaktan daha kötüsü, hiçbir beklentinin olmamasıdır.”
“Hiçbir şey yemiyorsun” dedi Marilla sert bir sesle, ona sanki büyük bir kusurmuş gibi bakarak. Anne içini çekti.
“ Yiyemiyorum. Umutsuzluğun derinliklerindeyim. Umutsuzluğun derinliklerindeyken yemek yiyebilir misiniz?”
Marilla, “Ben hiçbir zaman umutsuzluğun derinliklerine düşmediğim için bu soruya cevap veremem,” dedi.
“Hiç mi? Peki, umutsuzluğun derinliklerinde olduğunuzu hayal etmeyi denediniz mi hiç?”
“Hayır denemedim.”
“Öyleyse bunun nasıl bir şey olduğunu anlayabileceğinizi hiç sanmıyorum. Gerçekten çok rahatsız edici bir duygu. Yemeye çalıştığınızda boğazınıza bir yumru oturur ve çikolatalı karamel dahil hiçbir şeyi yutamazsınız. Yemek yiyemediğim için bana gücenmezsiniz umarım. Her şey son derece güzel ama ben yiyemiyorum işte.”
Trene bindiğimizde herkes halime acıyormuş gibi hissettim. Ama hemen işe koyuldum ve mavi ipekten çok güzel bir elbise giydiğimi hayal ettim. Çünkü hayal ederken en iyisini düşünebilirsin. Her yeri çiçekli, tepesinde sallanan tüyleri olan kocaman bir şapkam, altın saatim, çocuk eldivenlerim ve çizmelerim de vardı. Böyle düşününce neşem hemen yerine geldi ve adaya yolculuğun keyfini çıkardım.