Ben şuna inanıyorum ki, üç buçuk günlük ömrümüzü kendimize zehir etmemek için ne mazideki hayatımıza ve kaçırdığımız fırsatlara ne de istikbalin olmayacak hülyalarına kulak asmayarak bugünümüze hapsolup yaşamalıyız.
Demek hayat böyle iki adım ilerisi bile görülmeyen sisli ve yalpalı bir denizdi. Tesadüflerin oyuncağı olacak olduktan sonra ne diye bir irademiz vardı? Kullanamadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı? Yaşayışımıza ve etrafımıza şekil vermek arzusuyla dünyaya gelmekten ise hayatın ve muhitin verdiği şekli kolayca alacak kadar boş ve yumuşak olmak daha rahat, daha makul değil miydi?
Napolyon ve Mussolini'nin kadınları bu kadar ısrarcı bir şekilde aşağı düzeyde görmelerinin nedeni de budur sünkü kendi egolarının şişmeye devam etmesi için, kadınların aşağı düzeyde olması gerekmektedir. Bu da erkekler için kadınların neden çok kere elzem olduğunu kısmen de olsa açıklamakta, kadınların eleştirileri karşısında ne kadar huzursuz olduklarını göstermekte ve kadınların, aynı eleştiriyi yapan bir erkekten daha fazla incitici olmadan ya da ondan daha fazla öfke uyandırmadan falanca
kitabın kötü, filanca resmin başarısız olduğunu söylemesinin, ya da herhangi başka bir eleştiri yapmasının imkânsız olduğunu gözler önüne sermeye de hizmet etmektedir... Çünkü kadın gerçeği söylemeye başladığı anda, aynaya yansıyan o insan figürü suyu çekilmiş gibi büzüşecek ve hayata uyum gücünde de bir azalma olacaktır.