Aşk düşkünü, çapkın bir gencin gözünden cumhuriyetin ilk yıllarını okumak kim istemez?
Nedense bu kitap bende acayip bir yazma isteği uyandırdı. Yalnızca onunla ilgili bir inceleme yazmaktan bahsetmiyorum, aynı kitaptaki öyküler gibi kendi küçük anılarımdan, hayal kırıklıklarımdan söz etme isteği. Yazarın deyişiyle, bembeyaz kağıtları kirletip durmak.
Sosyal medyada tanımadığım birinin çok beğendiğini görünce merak edip almıştım Önce Ekmekler Bozuldu'yu. Sonra da kitap kulübümüzün okumalarından biri oldu. Daha önce hiç Oktay Akbal okumamıştım, dilini, düşünce yapısını sevdim. 1923 yılında doğmuş olmanın, ilginç ve epey zor bir dönemde çocukluk yaşamanın izi var her bir hikayesinde. Eski zaman konaklarından birinde büyüyor ve o dönemlere ilişkin çok tatlı anılar sunuyor bize. Sokakta, kızların peşinde, sinemalarda geçiriyor vaktini, bizi de bu anlara tanık ediyor. Ben özellikle bu tarz hikayelerini sevdim. Bir eski zaman İstanbul'u portresi sunuyor ki tadı damağımda kaldı. Hem yaz sıcağında fazla kafa yormadan, tatlı tatlı okumak için de birebir.
Fakat kitap içeriği sadece bununla sınırlı değil. Zamanında ayrı ayrı basılmış beş farklı hikaye kitabının bir araya getirilmiş hali olduğu için epey hacimli bir kitap. Şahsen ben arka arkaya bu kadar çok hikaye okumayı sevmiyorum, Önce Ekmekler Bozuldu'nun bu baskısı da bana fazla geldi. Beş tane değil de mesela üç tane kitap birleştirilmiş olsaydı daha tadında bir okuma olabilirdi, bu haliyle insanı sıkabiliyor. Ayrıca özellikle sonlara doğru, mesela son iki hikaye kitabında diyebilirim, yazarın hayata bakışının da değiştiğinin, daha umutsuz daha depresif olduğunun farkına vardım. Ömrünün boşa geçtiğinden, bütün bu anıların artık anlamsız olduğundan, çocukluğunun geçtiği bu evlerin, mahallelerin artık yok olduğundan,