bu maceraya zayıflar da yeltenebilir; güçlülerin umutları ne kadarsa onlarınki de o kadar olur. nitekim, dünyanın çarklarını döndüren eylemler ekseriya böyledir: büyüklerin gözleri başka yerlerdeyken, küçük eller işleri başarmaya mecbur kalır.
hatırımdadır, şöyle bir şey aklımdan geçmişti: "bir sihir ya da mucizeli bir güç, son yıllarda geçirdiklerimi unutturabilse de, dinç bir kafayla, yeni bir güçle her şeye yeniden başlasam... ” evet, o sıralar böyle hayaller kuruyor, dirilmek umudu besliyordum. bazen de kendi kendime, "bari büsbütün aklımı oynatsam da akıl hastanesine girsem, belki tedaviden sonra beynim yeniden doğru dürüst çalışmaya başlardı,” diyordum. yaşama arzum, hayata inancım vardı!.. fakat bu düşüncenin ardından bir kahkaha attığımı da hatırlıyorum.
ben, coşkun umutlar, hayaller ve esere karşı tutku derecesinde bir sevgiyle dolu olduğum uzun gecelerde, hayal gücümün yarattığı, canlı, yakınlarımmış glbi bağlandığım, birlikte sevinip kederlendiğim insanları düşünürken, hatta alçakgönüllü kahramanımın haline içten ağlarken mutluydum.
kağıda dökülünce daha teskin edici, daha düzgün şekiller alacak ve bir sayıklama veya kâbusa daha az benzeyecekler. bana öyle geliyor. yalnız yazma işi bile yeter; insanı sakinleştirir, soğukkanlı yapar, eski yazar alışkanlıklarımı dürter, anılarımla mariz hayallerimi bir iş, bir meşgale haline sokar...
eserlerimi tasarlayıp, nasıl kaleme alacağım konusunda hayaller kurmak, oturup onları yazmaya başlamaktan daha çok hoşuma gidiyordu, ama tembellikten değildi bu doğrusu. nedendi acaba?