Bilhassa bizim okul tarih derslerimizde bir israf, bir lüzumsuzluk olarak addedilen ve ardından kanlı ve cahil bir isyanı davet ettirdiği için adeta suçlanan Lale Devri, bir medeniyetin açılması ve gelişmesi için adeta lüzumlu bir üslup değişikliğidir.
Yani üç kuşağın bir arada yaşamasıyla, krizlerin var olduğu bir toplumda küçükler iyi bakılacak, terbiye edilecektir ve bu hayat pahalılığında ortak tencere kaynayacaktır. Bunu maalesef belirgin bir kutuplaşmayla aile bireyleri arasında yok edip ortadan kaldırıyoruz. Oysa orta sınıf Türk ailesi ekonomik bakımdan küçük çekirdek aileyi kurup götürebilecek durumda değil. Bunu hepimiz biliyoruz.
19. Yüzyıla kadar burnundan kıl aldırmayan İstanbul, aklımızı başımıza toplarsak gene de aldırmaz. Potansiyeli bu kadar yüksek gelişmeye bu kadar müsait, bu kadar güzel ve bu kadar zengin mirasa sahip başka şehir nerde? Hangi şehrin böyle bir silueti var? İstanbul'un dışı cihanı yakar, içindeki keşmekeş de bizi. Elli senedir onu çirkinleştirmek için her şeyi yapıyoruz ama gene de güzel.
1922 yılında yazılan bu eserin yazarı net olarak belli olmasa da "Bir İngiliz Müsteşriki(Doğu Bilimci)" olduğu tahmin ediliyor. İstanbulu ve genel olarak kültürümüzü tahlil eden bu eserde zaman zaman avrupa ile karşılaştırmalar yapılmış. İyi ve kötü yönler bence tarafsız bir şekilde ele alınmış. Her türlü konuya değinilmiş, farklı bakış açılarından yaklaşılmış bir yapıt.
Zaten uyku hayatın yarısıdır ve uyulmazsa ve bilhassa İstanbul gibi hiçbir şeyde düzen ve intizam olmayan bir şehirde, muntazam uyku uyunmazsa insanın yarım hayata sahip olan sakatlardan bir farkı olmaz.