Oğuz Kağan Destanı’ndan “ Güneş tuğumuz, Gök çadırımız olsun!” cümlesi Türkler için bir motivasyon cümlesiiydi. Gerçekten bir çadıra benzettikleri göğün altındaki Toprakları vatan haline getirerek koca bir dünyayı Türk çadırının kapladığı bir yer haline getirme ideali ile hareket ediyorlardı. 
Yaratılış anlatıları, yaratma ve yaratılma anını hatırlatır. Bu mitleri okuyan, dinleyen insan bu kutsal ana döner, bir nevi rahatlar ve kutsal bir şekilde iyileştiğini hisseder. Bu yüzden yaratılışı hikayeleri, belli durumlarda şifa olması amacıyla hastalara okunurdu.
“Ne zaman insanlar, kendi çıkarlarını toplumsal yararın önüne koysalar, lüks bir hayat içinde yaşamak için öz disiplinlerini bir kenara bıraksalar, endişe ve dert vaktinde kendilerine destek olan kadim inançlarını unutsalar, onuru ve erdemi alaya alsalar, işte o zaman bilin ki nihai son çok da uzak değildir.”
Bir Mısır heykeli sanat eseri olarak görülmüyordu, ancak gerçek kişinin yerine geçerek çok gerçek bir amaca hizmet ediyordu. Her birinde, sahibinin adı usulüne uygun bir şekilde yazıldığı sürece gerçek bir benzerlik olduğu kabul ediliyordu. Heykeli gerçek kılan isimdi.