İki kitabından ilki olan “Belki Bir Gün Uçarız” ile tanıştım Aylin Balboa ile.. ve iyi ki tanışmışım.
Toplamda 145 sayfa, 38 hikayeye sığdırılan bir sürü farklı his. Acı biber yiyorsunuz, gözlerinizden yaşlar geliyor ve siz hala yemeğe devam ediyorsunuz. İşte bahsettiğim böyle bir his. Gerisini siz anlayın.
Ne kadar altını çizdim, işaret koydum sayamadım. Tek söyleyebileceğim bir an önce herkesin okuması gerektiği.
En sevdiğim alıntıyla bitirmek isterim;
İnatla koşuyorsan… Hiçbir sesin sana yetişemeyeceği hızda koşmaya çalışıyorsan ama sesler de koşuyorsa ve sesler çok hızlıysa ve sen ışığın sesten daha hızlı olduğu bilgisine sahipsen ama ışık değilsen! Işık değilsen çünkü kulakların varsa ve kulaklarım koşarken duyuyorsa ve kulakların keşke ayaklarının altında olsa ve böylece aklından en uzakta tutulsa. Ama tutulmuyorsa.
Yani sesler bu kadar yakınsa ve sen duymamak için daha hızlı koşuyorsan ve koştukça ağırlaşıp kendini taşıyamıyorsan ama durmuyorsan çünkü durursan ne olacağımı bilmiyorsan ve bilmemek karanlıksa…
Ve bilmemek karanlıksa ve etrafın karanlıksa ve sen, körsen ve kör gözlerinle ve karanlıkta ve aslında orda olmayan kapkara bir atı arıyorsan… Elbette bulamıyorsan ama ya bulursan?
Yani ya bulursan diye ısrarla koşuyorsan…