Zahiri mağrur olan, batıni de noksandır.
Nefsi süzülmez deriyle kaplıdır; hoşluktan ıraktır.
Yavru kedilerin şefkate açlığı, nazarında doyumsuzluktur.
Oysaki insan da aşka aç; kalbini açık tutana muhtaçtır.
Gündüzünün gece olmayacağına inanan da odur.
Elzem elem içinde kıvrandığı hâlde,
Sevgilisi uğruna uçan, İshak kuşunu bir görse,
Yanakları kirazın allığını alır,
Rızasız kendinden utanır.
Güneşten gafildir, buzlanıp geri çekilir; çözülmeyişi sızısıdır.
Gülleler atar sabırsız; dünyaya mağluptur.
Yalnızca olduğu yere düşer, durur.
Esasında, hiç başlamamış cümlelere noktadır.
Ne Mihalıççık’tan Yunus adına, Mevla’ya açılan el olur,
Ne de Nallıhan’ın renkli, kat kat dağlarındandır,
Fakat hata eder, kuldur; sevdanın yolcusudur.
Daha çok bilmesi gerektiğinden unutur.
İçimi aleve büründüren kırgınlık,
Benden önce bana giden,
Taos uğultusu,
Dördün dördüne yayılan.
Doğrulanabilir yanlışlıkların köprüsünü yıkan,
Yanlışlanabilir doğrulukların doğrusu,
Aranıp bulunan bir şey olmaktan,
Çıkmış anlamları,
Bularak aramanın anlamsızlaşmaları.
Dış kaos ortamı,
Beslenmeden batrakotoksinden,
Aç kalmayı kendi kendine,
Bu kadar zorlaştıran.
Derin bağlar kurmak için,
Azla zayıflatılmış,
Olmasan da olurluğu olan,
Olmadığın yer.
Kırgınlığımı kıran,
Tepkisiz tepkilerim,
Boşluklarınla doldurabileceğin geriyi,
Boş verdim.