• 339 syf.
    ·5/10
    Kitabı okuyalı aylar oldu ama üzerine mutlaka inceleme yazısı yazmak istedim. Öncelikle bu sene okuduğum beni en zorlayan kitap buydu hacmine göre en uzun sürede okuduğum da. Çoğunluk ne derse desin fikrimi beyan etmek isterim. Bence her Türk insanı okumalı çünkü Cemil Meriç gözlerini kaybetmek pahasına okumuş hatta gözlerini kaybettikten sonra bile kitaplardan vazgeçmemiş bir aydındır. Benim bu kitaba ilk eleştirim kitabın başındaki Cemil Meriç kronolojisi ilkokula gittiği tarihten tutun askere gitmesi bile var ve bana bu oldukça gereksiz geldi hayatındaki önemli belli başlı olaylara yer verilmiş olsaydı sadece asla gözüme batmazdı. Sonrasında kitabın girişindeki Cemil Meriç’in oğlu tarafından yazılan uzun yazı da oldukça gereksiz elbette bir evladın babası olmasından çok gurur duyacağı bir adam Cemil Meriç ama neden yazı bu denli uzun? Bir önsözün evladı tarafından yazılması muazzam ama bu kadar uzun ve övmenin dozunu aşan bu yazı yine okuyucu sıkıyor en azından beni sıktı. Yazarla çok farklı ideolojilerimiz olduğu için de belki kitabı okurken zorlandım ama kendini övdüğü kısımlar gözümde kibirli bir adam canlandırdı. Edebiyata prens olarak girdiğini söyleyen yazar kitaplarının neden yayınevleri tarafından basılmadığınu anlamamakta. Edebiyata prens olarak girmek oldukça iddialı ve subjektif değerlendirilen sanatın, fikirlerin, ideolojilerin arasında sırıtan bir ifade. Fildişi kuleye kendisini koymuş olması ve halktan uzak yaklaşımsa hoşuma gitmedi. Sonra şeriatın gelmesi gerektiğini söyleyen yazar dönemin koşullarını, fikir ve inanç özgürlüğünü de göz ardı edip bütün vatandaşların tek bir inanışa göre yönetilmesini talep etmektedir. Çağdaşlaşmayı batılılaşmak olarak algılayıp batı milletlerine öykünen bireylerin yaptığını yapıp çağdaşlaşmanın ahlaksızlaşmak olduğunu ileri sürmekte olan yazar tek çareyi dine dönmek de görür. Okuyucular görmüş müdür? Ben görünce gözlerime inanamadım kendisi kitapta Balzac’ı övmek için dahi olsa kurduğu dünyaların Tanrı’nınkinden daha zengin olduğunu söylerken de dine inanan bir insanın kurmaması gereken bir cümle kurmuştur zira tek tanrılı dinlerde Tanrı’dan daha üstün bir varlığın olmadığına inanılır bir insan nasıl Tanrı’nınkinden zengin bir dünya yaratabilir??? Sonra İsa’nın varlığı meçhul cümlesi de bu kitapta geçiyor ve bu her ne kasıtla söylenirse söylensin Müslümanlık dini İsa’yı bir peygamber olarak kabul eder ve varlığının sorgulanmasını içeren bir cümleyi kurmak ne derece dinle örtüşür? Rousseau’yu ve daha nice dünyaya fikirleri ile önderlik eden düşünürün katı bir şekilde sert,ağır ifadelerle eleştirilmesi de rahatsız etti beni. Ben okurken zorlandım kitabı, incelememi de okuyanlar zorlanacaktır velhasıl bir daha Cemil Meriç okuması ben yapmam ancak kitap Cemil Meriç kitaplarına giriş sayıldığı için ve yazarının gözardı edilemeyeceğini de düşünerek herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum.
  • Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den 2 yıl sonra 573 yılında Mekke’de dünyaya gelmiştir. Adı Abdullah, babası Ebu Kuhafe lakaplı Osman’dır. Annesi ise, Ümmü’l-Hayr lakaplı Selma’dır. Baba ve anne tarafından, Arap kabileleri arasındaki kutsallığı, asalet ve yüceliğiyle şanı büyük olan ‘Kureyş’ kabilesinden olup nesebi Mürre bin Ka’b’da Rasulü Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in nesebiyle birleşir.

    Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in Nesebi:

    İsmail (Aleyhisselam)’ın soyundan olan Adnan’ın oğlu, Ma’ad’ın oğlu, Nizar’ın oğlu, Mudar’ın oğlu, İlyas’ın oğlu, Mudrike’nin oğlu, Huzeyme’nin oğlu, Kinane’nin oğlu, Nadir’in oğlu, Malik’in oğlu, Fihr’in oğlu, Galip’in oğlu, Lüey’in oğlu, Ka’b’ın oğlu, Mürre’nin oğlu, Kilab’ın oğlu, Kusay’ın oğlu, Abdi Menaf’ın oğlu, Hişam’ın oğlu, Abdulmuttalip’in oğlu, Abdullah’ın oğlu, Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’dir.

    Buhari 3601

    Ebu Bekir’in babası Mekke’nin şereflilerindendir. Kendisi ilk Müslüman erkek iken babası Mekke’nin fethi günü Müslüman olmuştur. Ebu Bekir (Radiyallahu Anh)’ın babası, annesi ve aile fertleri sahabilik şerefine erişmişlerdir. Bu yüce şeref başka kimseye nasip olmamıştır.

    Ebu Bekir (Radiyallahu Anh) Müslüman olmadan önce yaşadığı 38 yıl boyunca içki içmemiş, putlara tapmamış, hurafelerden nefret etmiş, dürüstlüğü, fazileti ve insanlığı ile tanınmış bir şahsiyetti. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in kayın babası ve ilk halifesidir. Seferde ve mukimken Rasulü Ekrem’in en sadık ve fedai arkadaşı, en samimi müşaviriydi. Arkadaşlığı Kur’an ile tescil edilmiştir. Tevbe 40 Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) vefat ettiği hastalığında son namazını onun arkasında kılmıştır.

    Nesei 785, 786, Tirmizi 359, 360, Ahmed 3/159

    Ebu Bekir (Radiyallahu Anh) seferde ve hazarda münferit meseleler hariç Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yanından hiç ayrılmazdı. En tehlikeli yerde onun yanıbaşındaydı ve yardımcısıydı. Elindeki servetinin tamamını İslam uğruna harcamaktan çekinmez, bu durumda iken “Ailene ne bıraktın?” sorusuna:

    −“Allah ve Rasulünü bıraktım” diye cevap verirdi.

    Tirmizi 3919, Ebu Davud 1678

    Daha hayatta iken birçok defa cennetle müjdelenmiştir.

    Buhari 3426, 3434, Müslim 1028/87

    Sırf Müslüman oldukları için işkence gören 6 yahut 7 köleyi satın alarak hürriyetlerine kavuşturmuştur ki, Bilal (Radiyallahu Anh) onlardan biridir. Hakkında birçok Kur’an ayeti inmiştir. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ona:

    “Sen Allah’ın cehennemden azatlısısın” buyurmasından sonra azatlı manasına ‘Atik’ adını aldı.

    Tirmizi 3922, Bezzar Keşfu’l-Estar 3/163

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir gün beraberinde Ebu Bekir, Ömer ve Osman (Radiyallahu Anhum) olduğu halde Uhud’a çıkmıştı. Bu esnada dağ onları salladı. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    “Ey Uhud, sabit ol! Bil ki senin üstünde bir Rasul, bir sıddik (çok dürüst) ve iki de şehit bulunuyor” buyurdu.

    Buhari 3436

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Mekke’de iken İslam’ın ilk dönemlerinde Hicri İsmail’de namaz kılıyor olduğu halde Ukbe bin Ebi Muayt onu ridası ile boğarken Ebu Bekir (Radiyallahu Anh) kurtardı. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onun hakkında:

    “Beni Ebu Bekir’in malının faydalandırdığı kadar hiç kimsenin malı faydalandırmamıştır. Bir dost edinmiş olsaydım mutlaka Ebu Bekir’i edinirdim. Lakin (kendini kastederek) sahibiniz Halilullah’tır” buyurmuştur.

    Buhari 3419, 3438, Tirmizi 3903, Müslim 2383, İbni Mace 93

    Ammar bin Yasir (Radiyallahu Anhuma) onun hakkında:

    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e vardığımda ilk Müslümanlardan olarak beş köle Bilal, Zeyd bin Harise, Amir bin Fuhayre, Ubeyd bin Zeyd, Ebu Fukeyhe, iki kadın Hatice, Ümmü Eymen ve bir de Ebu Bekir’den başka kimse yoktu” demiştir.

    Buhari 3421

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir konuda kendisine başvuran kadına, yanından ayrılırken kendisine tekrar müracaat etmesini söylemiş, kadın:

    −Seni bulamazsam ne yapayım? deyince Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    −“Ebu Bekir’e müracat et” buyurdu.

    Buhari 3421, Müslim 2386

    Yine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    −“Benden sonra şu iki zata uyunuz! Ebu Bekir ve Ömer’e.”

    Tirmizi 3904, İbni Mace 97

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ölümüyle neticelenen hastalığında Ebu Bekir (Radiyallahu Anh)’ı imam tayin etmiştir.

    Başka bir hadiste Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Mescitte Ebu Bekir’in kapısından başka bütün kapıları kapatın.”

    Buhari 3418, Müslim 2382/2

    Yine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Allah ve mü’minler Ebu Bekir’den başkasına razı olmazlar.”

    Müslim 2387/11, Buhari 5708

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu sözüyle kendisinden sonraki halifeye işaret etmiş.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e kendisine en sevgili olanın sorulmasına:

    −“Aişe’dir.” diye cevap vermiş.

    Erkeklerden kimdir? denildiğinde:

    −“Babasıdır.” Yani Ebu Bekir (Radiyallahu Anh)’dır buyurmuştur.

    Buhari 3423

    Yine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    “Allah beni Rasul olarak gönderdiğinde hepiniz beni yalanladınız! Ebu Bekir ise beni tasdik etti, malı ve canı ile bana yar ve yardımcı oldu” diyerek onu taltif etmiştir.

    Buhari 3422

    Başka bir hadiste Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    “Ebu Bekir ve Ömer, Nebi ve Rasullerden başka önceki ve sonrakilerden cennet ehlinin orta yaşlılarının efendileridir” buyurarak onun Allah indindeki değerini bildirmiş, ayrıca Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onun cennete cihad edenler, sadaka verenler ve oruç tutanlar kapılarından çağrılacağını haber vermiştir.

    Buhari 3426, Tirmizi 3908, İbni Mace 100

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in İsra ve Mi’raç hadiselerini anlatmasını garipseyen Mekke müşrikleri, bu anlatılanları Ebu Bekir’e anlatınca:

    “Muhammed söylediyse doğru söylemişti.” diyerek onu kayıtsız şartsız tasdik etmiştir.

    Siretu İbni Hişam 2/51

    Yine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) çobanla konuşan kurt ile sırtına binen sahibine:

    −‘Ben bunun için yaratılmadım’ diyen öküzün kıssalarını anlatınca sahabiler hayret etmişler, bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendileri yanında olmadığı halde:

    −“Ben, Ebu Bekir ve Ömer bu hayvanların böyle söylediğine inanıyoruz” diyerek her halde Ebu Bekir’in kendisini doğruladığını beyan etmiştir.

    Buhari 3424, Müslim 2388/13

    Ebu Bekir es-Sıddik (Radiyallahu Anh)’ın sahabiler nezdinde de değeri makbuldü. İbni Ömer (Radiyallahu Anhuma):

    “Biz Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in zamanında insanlar arasında ‘Falan falandan, fulan fulandan hayırlı’ diye konuşurduk. Neticede Ebu Bekir’i, sonra Ömer’i, sonra Osman’ı hayırlı bulurduk” demiştir.

    Buhari 3419

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) vefat edince Ensar, Sa’d bin Ubade’yi halife yapmayı konuşurken beraberinde Ömer ve Ebu Ubeyde (Radiyallahu Anhuma) olduğu halde Ebu Bekir (Radiyallahu Anh) yanlarına gelmiş, onlara hilafetin Kureyş’ten olması gerektiğini izah etmiş ve yanındaki iki kişiden birine biat edilmesini istemişti. Bunun üzerine Ömer (Radiyallahu Anh):

    “Hayır, biz sana bey’at ediyoruz. Çünkü sen seyyidimiz, en hayırlımız ve Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e en sevgili olanımızsın” demiştir.

    Buhari 3429, Tirmizi 3898

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in vefat haberi geldiğinde insanlar inanamamış, şuurlarını kaybetmiş ve ne yapacaklarını şaşırmışlardı. Hatta Ömer (Radiyallahu Anh) Allah’a yemin ederek “Muhammed ölmedi” diye bağırıyor, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in öldüğünü söyleyenleri öldüreceğini haykırıyor olduğu bir halde, metanet sahibi Ebu Bekir (Radiyallahu Anh) insanlara bir hutbe irad ederek:

    “Herkim Muhammed’e tapıyorsa bilsin ki o ölmüştür ve herkim Allah’a ibadet ediyorsa bilsin ki Allah ölmez. Allah (Azze ve Celle), Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hakkında:

    “Muhakkak sen de öleceksin, onlar da ölecekler.” Zümer 30 ve “Muhammed ancak bir rasuldür. Ondan evvel daha nice rasuller gelip geçmiştir. Şimdi o ölür ya da öldürülürse ökçelerinizin üzerinde (geriye) mi döneceksiniz? Kim böyle yaparsa elbette Allah’a hiçbir şeyle zarar veremez…” Al-i İmran 144 buyurdu” deyince Ömer ve halk teskin olmuş, onun vefatına inanmış ve sessizce ağlamaya başlamışlardır.

    Buhari 3428

    Zekatın dindeki yeri, Bekir (Radiyallahu Anh)’ın hilafeti döneminde zekatı vermeyenlerle savaşması ve onları öldürüp esir yapmasıyla daha iyi anlaşılmıştır. Kendisinden 142 hadis rivayet edilen Ebu Bekir (Radiyallahu Anh)’ın hilafeti 2 yıl 3 ay 8 gün sürdü.

    İbni Hazm Cevamiu’s, Sire 259, 335

    Bu süre zarfında irtidat eden kabilelere ve yalancı nebilere karşı mücadele ederek hepsini alt etmiş ve İslam’a eski saygınlığını kazandırmıştır. Irak’ı cizyeye bağladı, İran’ı İslam topraklarına kattı. Rumlara karşı görevlendirdiği orduya şu mesajı göndermişti: “Siz Allah’ın savaşçılarısınız, Allah size yardım edecek, kafirleri yenilgiye uğratacaktır.

    Hiçbir ordu azlığından dolayı yenilmez, ancak günahları sebebiyle yenilir. Günahlardan sakının, namazlarınıza dikkat edin.” Bu savaşta Rumlar 120.000, Müslümanlar ise 24.000 kişi idiler. Gerçekten de Müslümanlar 3.000 şehit ile bu orduyu dize getirmişti.

    Ebu Bekir (Radiyallahu Anh), Ömer (Radiyallahu Anh)’ın savaşlarda şehit olan hafızlardan endişelenerek yaptığı tavsiye ile Zeyd bin Sabit (Radiyallahu Anh) ı görevlendirerek Kur’an sahifelerini ilk defa toplatıp bir araya getirdi.

    Sıtmaya yakalanarak yatağa düştü. Bu hastalığı 15 gün sürdü. Cemaate Ömer (Radiyallahu Anh)’ı imam tayin etmişti. Osman (Radiyallahu Anh)’a bir vasiyet yazdırdı. Bu vasiyette kendinden sonra halife olarak Ömer’i atamıştı. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yanına gömülmeyi vasiyet ederek hicri 13. yılda Cemaziyelahir ayının 8. günü vefat etti.

    Allah ondan razı olsun ve bizi kendisine komşu kılsın.
  • Çoğu insan kendisinin ortalamadan uzun yaşayacağına inanır. Zararlı alışkanlıkların başka insanlara olduğu gibi kendisine zarar vermeyeceğini düşünür. Diğer insanların düştüğü algısal yanılgılara düşmeyeceğinden emindir ve bütün testlerde insanların çoğu, diğer insanlara göre kendilerini daha objektif, daha merhametli ve daha anlayışlı beyan eder. Bunların tamamı, bu "boşluk doldurma" ve "iç illüzyon" sisteminden kaynaklanır.
    Düşünceleri üzerine düşünme alışkanlığı geliştirebilmiş insanların genellikle daha temkinli, daha alçak gönüllü ve iletişime açık olmalarının altında işte bu hepimizin muzdarip olduğu "boşluk doldurma" sisteminden gelen mağduriyeti bir şekilde fark etmeleri yatıyor olabilir.
  • Ne beyân-ı hâle cür'et, ne figâna tâkatim var.
    Ne recâ-yı vasla gayret, ne firâka kudretim var.
  • Evet, insanın en birinci üstadı ve tesirli muallimi, onun validesidir. Bu munasebetle, ben kendi şahsımda kat'î ve daima hissetiğim bu manayı beyan ediyorum: ben bu seksen sene ömrümde, seksen bin zatlardan ders aldığım halde, kasem ediyorum ki, en esaslı ve sarsılmaz ve her vakit bana dersini tazeler gibi, merhum validemden aldığım telkinat ve manevî derslerdir ki, o dersler fıtratımda, âdeta maddi vücudumda çekirdekler hükmünde yerleşmiş. Sair derslerimin o çekirdekler üzerine bina edildiğini aynen görüyorum...
  • 271 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Beş vakit namazın ehemmiyeti
    Allahın emirlerine uymanın, yasaklardan kaçmanın lüzumu
    Gençlik taskinliklarindan sakınmanın ehemmiyeti
    Insani alakadar eden daireler ve onlardaki vazifeleri
    Herbir fen ve ilmin kendi lisanıyla Allah'i tanittirdigi
    Allah'ın isimlerinin Ahireti iktiza ettiği
    Cehenneme dair bir-iki şüpheyi izahla beraber, Ahirete imanın insanın şahsi ve içtimai hayatına ait faydaları
    Imanın altı esasının birbirinden ayrılmayacağını izahı
    Kur-an daki ayet tekrarlarına gelen itirazlara cevap,
    Melekler imanın meyveleri, gayet kuvvetli izahlarla beyan edilmektedir.
  • Hayatta kalmak için bir işe ihtiyaç duyar çoğu insan. Bir meslek sahibi olmak ve oradan kazandığı para ile hayatını idame ettirmek zorundadır. Bütün mesleklerin zorlukları vardır ve her meslek erbabı kendi mesleğinin en zoru olduğunu iddia etmekten geri durmaz. Sahip olduğum mesleğin çok zor olduğunu, büyük bir sorumluluk gerektirdiğini düşünsem de benimkinden daha zor meslekler olduğu konusunda kimseye haksızlık edemem. Hem de zorluğu tartışılmaz meslekler. Ancak bir tanesi var ki hiçbir meslek meşakkati konusunda yanına bile yaklaşamaz. Büyük uğraşlar sonucu yazdığım bu girizgahla bu mesleği merak etmenizi sağladığımı umuyorum. Aksi bir durum söz konusuysa nezaket kurallarına uyma gerekliliğini hatırlatırım. Önceden tahmin edenlere ise söyleyecek lafım yok. Efendim tarihteki en zor meslek “roman kahramanlığı”dır çünkü zordur. Bir roman kahramanı okuyucuyla arasında bir bağ kurmak zorundadır. Başında ilginç olaylar geçmesi gerekir. Özel hayatı, en ince ayrıntısına kadar gözler önüne serilir. Banyoda, tuvalette bile yalnız kalamaz. Okuyucu, kahramanın hayatını kahramandan daha iyi bilir hatta. Roman kahramanlığı en zor meslektir ve biz İnsan Olun Biraz olarak bu mesleğin en önemli icracılarını bulduk ve onlarla iligili bu yazıyı sizinler paylaşmaya karar verdik.


    İlk meslek erbabımız Anayurt Otelinde resepsiyonda bizi karşılayan Zebercet. Zebercet roman kahramanlığı konusunda en ağır işçilerden biridir. Zira onunla ilgili bildiğimiz bazı konular gerçekten onu mahremine yapılan bir saldırı sayılabilir kolaylıkla. “Gecikmeli Ankara treni ile gelen kadın”ı bekleyişi aslında bizim bilmememiz gereken bir olaydır, hele ki o kadınla ilgili düşündükleri. Bir resepsiyonda geçen hayatı ve yaiadığı aşk onda saklı kalmalıdır ama biz meraklı gözlerle onu izler ve mesleğini bir kat daha zorlaştırırız. Zaten çok da dayanamaz zavallıcık bu duruma. Sahi Zebercet’in bıyığı var mıydı?


    Her işe burnunu soktuğu için, hayatına burnumuzu sokmaktan çekinmeyeceğimiz bir meslek sahibi var: İgnatius. Bir dahi olduğu için çevresinde oluşan “Alıklar Birliği”ni bir türlü uzaklaştıramayan kahramanımızın annesi ile olan ilişkisine ona görünmeden göz atmak bize yanlış gelmez. Çünkü İgnatius becerememiş de olsa işçilerin işlerine el atmış, çalıştığı şirket adına yaptığı ve yapmaması gereken yazışmalarla işleri çığrından çıkarmıştır. Sosisli satma işinde ondan aldığımız ticari tüyolaro günlük yaşamımıozda oldukça fazla işe yaramıştır. Tembelliği ile bize Oblomov’u hatırlatan İgnatius’un Oblomov’dan daha eğlenceli bir karakter olduğu konusunda -emin olmasak da- görüş beyan etmek isteriz.

    En ağır işçilerden biri ise Josef K. ‘dır. Josef K. hakkında açılan “Dava” konusunda elinden geleni yapar görünen ancak aslında hiçbir şey yapmayan bir kahramandır ki onun hayatını gözlemekten duyacağımız sıkıntı, onun hayat karşısındak pes etmişliği sayesinde azalır. İnfazına kadar geçen zaman zarfında, sanki suçunu peşinen kabul etmiş olan Josef K. sizi sinir buhranlarına sevk edebilecek bir kahraman olsa da onu sevmekten ve ona üzülmekten kendinizi alıkoyamazsınız. Bazen onu bu kadar açgözlü bir şekilde izlediğimiz için kendini savunma gereği duymadığı fikrine kapılmıyor değiliz.


    “Tutunamayanlar”dan biri olan ve entellektüelliği su götürür olan Turgut Özben ise bir başka nev-i şahsına münhasır kahramadır. Onun işe diğerlerine göre daha hafiftir, zira o sağdan soldan topladığı bilgi parçalarını yerli yerinde kullanarak kendini bir aydın olarak göstermeyi başarabilmiştir. Ayrıca onu izlemekten çekinmemiz için bir neden yoktur zira kendisi arkadaşı hakkında yaptığı araştırma ile zaten gün yüzüne çıkmayı amaçlamıştır diye düşünebiliriz. Yine de Selim Işık gibi bir arkadaşı kaybetmiş olması, onun da zor bir iş altında olduğunun şaşmaz bir kanıtıdır.


    “Atlas Vazgeçti”ğinde orada bulunan ve bu işi organize eden adam olan John Galt ise diğerlerinden oldukça şanslı zira John Galt göz alacak kadar yakışıklı, hayranlık duyulacak kadar zeki ve önünde eğilinecek kadar başarılı bir adam. Onu izleyip izlemememiz onu sorunu değil. Zira o bizden hep daha yukarılarda ve biz ona ne kadar bakarsak bakalım, o bizi görmeyecek. Dagny Taggart ile bir tünelde yaşadığı cinsel deneyime tanıklık etmiş olamamız bile onun umrunda olmayacak. O elinde üzerinde dolar işareti taşıyan sigarası ile bize üstten bakar bir tavırla gülümsüyor olacak. John Galt kim ki?

    Ve daha birçok meslek erbabı daha… Bu ağır işçiler hakkında yapacağımız araştırmalar devam edecektir. Kendileriyle yakından ilgilendiğimiz bilmeleri ve hayatlarını ve işlerini ona göre sürdürmeleri herhalde hepimizi mutlu edecektir.