-Sen kime ne anlatırsan anlat, kimse bir şey anlamaz, -diye sürdürdü sözlerini Raskolnikov. -Ama ben seni anladım. Sen bana gereklisin. Buraya, sana gelmemin nedeni de bu.
-Anlamıyorum... -diye fısıldadı Sonya.
-Sonra anlarsın. Sen de aynı şeyi yapmadın mı? Sen de toplum kurallarını çiğnedin... çiğneyebildin. Kendi kendini öldürdün, kendi hayatını mahvettin (hepsi aynı şey!). Oysa ruh ve akıl gücünle yaşayabilecekken, Samanpazarı'nda tükenip gideceksin... Ama sen dayanamazsın ve eğer tek başına kalırsan, bir gün sen de benim gibi aklını kaçırırsın. Zaten şu anda bile deli gibisin. Öyleyse, birlikte gitmemiz gerek. Aynı yoldan. Hadi, gidelim!
Kim söyledi onun aklını kaçırmadığını? Aklı tümüyle yerinde mi? Aklı başında bir insan onun gibi mi düşünür? Tam onu çeken çirkef çukurunun başında oturup, elini kolunu sallayarak yardım istemek, kendisine tehlikeden söz edilince de kulaklarını tıkamak aklı başında bir insanın yapacağı iş mi? Yoksa bir mucize mi bekliyor? Herhalde öyle... İyi ama, bütün bunlar delilik belirtisi değilse ne?
Bir an önce ne yapıp edip birileri için acı çekmek isteyen, acı çekmeye susamış bir insan kız kardeşiniz; bu acı ondan esirgenirse, kendini tutup örneğin. pencereden aşağı atabilir.