Can konağını aramadaysan, cansın; bir lokma ekmek arıyorsan ekmeksin, bir damla su arıyorsan susun, zulmün peşindeysen zalimsin, aşkı arıyorsan aşıksın, gönlün neye kapılmışsa O'sun sen. Şu nükteyi biliyorsan, işi biliyorsun demektir: "Neyi arıyorsan O'sun sen."
Mevlana Celaleddin-i Rumi
Ben o güne kadar kahraman diye yalnızca Hamza'yı tanımıştım. Gölgesinin geçtiği yerde insanların iki saf olduğu Hamza'ydı o. Gülümün hem amcası hem Süveybe Hatun'dan süt kardeşi ve hem de aile içinde arkadaşı Hamza. Haksızlığa hiç tahammül edemeyen aslan avcısı yiğit Hamza. Hak dine inananlar arasında müşriklere karşı en cesaretli hamleleri yapan, en cesurca sözleri söyleyen Hamza.
Bir gerçeğin farkına vardım. Dünyanın hiçbir tertip veya tedbiri imana giden yolları kesemiyor, oraya açılan caddeleri tıkayamıyordu. Çileli oluyordu, sıkıntılı oluyordu ama yolcular hep yolda oluyordu. Yolun sahibi Allah'tı ve dilediğini yürütüyordu. Yürüyüşün çilesi, erişilen nimetin dengesiydi. Mükafat Allah'ın cemali olunca sıkıntı üstüne sıkıntı kimin umurundaydı? İnanmayanlardan başka!