Kanatlarım boşalıverdi. Yere düşecek gibi oldum. Gülümün açmasına, kutlu bebeğin doğmasına üç ay kalmıştı demek. Onu bencileyin bekleyenlerin bulunmasını kıskanmıştım galiba. Yine de Mugammes'ten eli boş dönen iki yoldaşın hüznünü dağıtmak istedim. Nesiller boyu özlemini çektiğim doğumun zamanını işitmiştim ya, artık bu anda ne Ebrehe'nin estirdiği fırtınaya, ne Abdullah'ın bıraktığı hüzne takılıp kalmak yakışık alırdı. Zor zamanda bir müjde almıştım ya, mest oldum. Gülümün adını şakımak geldi içimden. Sesimin kelimeye dönüştüğünü ve şarkımın birden güzelleşiverdiğini bilmeden:
"Gonca gülümmmm, Muhammed'immm!.."
Kulaklarıma inanamadım. Sesim bambaşka çıkmıştı. Çünkü Abdülmuttalib Vüheyb'e soruyordu:
"Bir şey mi dedin?"
"Yok hayır, sadece şu uçan bülbül; neden?"
"Sanki bir ses duydum, birisi 'Muhammed' der gibiydi."