İstanbul'dan Diyarbakır'a uzanan bir aşk hikayesi…
İlk öncelikle şunu söylemeliyim ki kitabı okuyorken gerçekten kendimi Diyarbakır'da hissettim.Oranın o dar, tarih kokan sokaklarından Piraye ile birlikte ben de geçtim sanki. Bunu bu kadar derin hissetmemi ise kitabın yazarı Canan Tan'ın da bir Diyarbakır gelini oluşuna bağlıyorum. Bana o hissi tüm gerçekliğiyle en derinden belki de bu yüzden bu kadar iyi şekilde hissettirebildi.
Piraye'ye gelecek olursam karşısına çıkan partnerlerini sevmesine rağmen hep kendince haklı bulduğu nedenlerle bıraktı. Bir tek Haşim… Bir tek onunla yürümek istedi bu yolu.İstanbul’da kurduğu kalesini, yüreğindeki aşkla, yeri geldiğinde ideallerinden vazgeçerek Diyarbakır'a taşıdı Piraye. Kitabın başında hayalleri olan, onlar için canla başla çalışan bir Piraye vardı ama ne yazık ki kitap ilerledikçe Piraye'de, öncelikleri de değişti. Kitabın sonu ise hiç beklemediğim bir şekilde bitti.
Kitabı okuyorken yeri geldi Haşim'e yeri geldi Piraye'ye kızdım. Onlarla birlikte üzüldüm, birlikte sevindim. Kitap boyunca tüm duygularına eşlik ettim. Onlarla elimden geldiğince empati kurdum.
Kitapta olaylar hızlı bir şekilde işlenmişti bu yüzden okurken sıkıldığım tek bir bölüm yoktu. Sizin de kitabı okuyup Haşim ile Piraye'nin hikayesine ortak olmanızı isterim.