Acaba iyi birşey olacak mı? Hayır, dedim kendime. İyi şeyler birdenbire olur; bu kadar bekletmez insanı. Sürüncemede kalan heyecanlardan ancak kötü şeyler çıkar. Ya da hiçbirşey çıkmaz.
Işıkları yeni yanmış bir bir şehrin parıldayan keskin bıçağı saplanıyordu yalnızlığımın böğrüne. Akşamları akrepler çıkıyordu kuytularından.Ya ölürsen ya ölürsen ben yalnızlıksız ne yaparım? Sen ölme yalnızlığım! Sen olmayınca eğreti duruyor yabancılığım bu şehirde.Beni yalnız bırakma. Sen benim biricik dostumsun. Kızma bana. Koruyamadım seni. Hazırlıksız yakalandım ben bu şehrin ışıklarına, neon lambalarına.İşte şimdi dönüyorum kendi karanlıklarıma. Yaralıyım, yalnızım, yabancıyım bu şehirde. Bu şehri çekemem sensiz.
Kışın, daha sabahın erken saatlerinde insanı saran, gece yattığı ana kadar devam eden; insana çocukluğunu, sabahın erken saatinde ürpertiyle okula gidişini, bir annenin sabahın köründe kahvaltı hazırlayışını, buğulanan camları, yağan karın heyecanını hatırlatan kokusunu.Kışın hem hüzünlü hem de şefkatli o güzel kokusunu.