Allah'ın sizin samimi niyetle ve sabırla yaptığınız işlerin bereketini vereceğini biliniz. Allah için yapılan hiçbir iş kaybolmaz. İşlerin önünü açan da, onların tesirini yayan ve çoğaltan da Allah'tır.
Salât-ü selâm öylesine ağızdan çıkmış hedefsiz bir terennüm değildir; Salât-ü selâm, çağlar ve coğrafyalar sonra gelmemize rağmen Hz. Peygamber’in sünneti üzere, Onun getirdiği dinin orjinalliği üzere, Ona bağlılığımızın deklarasyonudur.
Bilgi, insanın karakterine eklemlenmeli, bilgi insanın şahsiyetinde bir yere oturmalı, kişiliğinde bir alan işgal etmeli ve onun bir karakter özelliği haline gelmeli. Bilgiyi karakter özelliği haline getirmeyen kişileri Allah Kur’an’da tenkit ederken buyuruyor ki: “Tevrat’la yükümlü tutulup da onun hakkını vermeyenlerin durumu, koca koca kitaplar taşıyan merkebin durumuna benzer.” (Cuma,5)
Vahiy peygamberle bir yola/sünnete, sünnetle de bir geleneğe dönüşür. Bir şeyin dünden bugüne gelebilmesi için “gelenek” olması şarttır. Geleneği olmayanın geleceği hayaldir. İstikbal köklerdedir.
Asr-ı Saadet’te Kur’an’ı anlamak Allah Resülünün yaşamından kitaba doğrudur. Yani sahabe Kur’an’a bakıp ilahi mesajı anlamaya çalışmamışlardır. Onlar önce Hz. Peygamberi, Kur’an’ın Onun kalbine inmesiyle şahsiyetinde vücut bulan ahlakını okumuşlar, sonra Kur’an’ı okumuşlar ve Allah’ın mesajını hayata, hayatlarına böyle taşımışlar.