Kendisi olmak için gereken enerji hep eksik kalmıştı. Dünyadaki herkes gibi, mutlu olmak için başkalarına ihtiyaç duyan bir kişiydi, ama başkaları ile baş etmek de zordu.
Tanıdığı bir sürü insan başkalarının başına gelen korkunç olaylardan sanki gerçekten üzgünmüş ve yardım etmek istiyormuş gibi söz ederlerdi, ama işin gerçeği, başkalarının acılarından zevk aldıklarıydı; çünkü böylece kendilerinin mutlu ve şanslı olduklarına inanabiliyorlardı.
Pilotu'nun gözünde id, koşum atları arasındaki en kötü attı; "yaban böbürlenmelerin ve ahlaksızlığın dostuydu; duvar kadar sağırdı ve ancak kırbaçla üvendire birlikte kullanıldığında boyun eğerdi." Marcus Aurelius'a göre, "iplerimizi çekiştiren, içimizin derinliklerinde saklanan gizli güçtü." Budistlere göre yansıması Mara, Hristiyanlara göre ise şeytandı. Sufiler için id, " el-nefs-el-âmir " yani, "sadece uyumayı, yemeği ve kendini hoşnut etmeyi bilen" yakıcı alt-ruhtu. Orta çağ avrupa'sında "Jack ve Fasulye Sırığının" ve diğer pek çok öykü'nün açgözlü deviydi.Schopenhauer içinde yaşam-istenci, Nietzsche içinse "benlik"ti. Kafka idi, güvertede aniden belirip dümeni ele geçirmek için dümenci ile savaşan karanlık figürle kişileştirmişti. Kendi çağımızın da maddiyatçı açıklaması mevcut elbette: yeni beynin dibinde dolanan eski sürüngen beyin. İde verilen adlar çeşitlidir ama doğası konusunda herkes hemfikirdir. İd açgözlü, dürtüsel, öfkeli, hınzır ve doyumsuzdur. Hiçbir miktar tatminine yetmez.