Bu hayalin gerçekliğine inanmak tabii ki sapkınlıktı ama başka seçeneğim var mıydı? Acı gerçeklerle yaşamakta ısrar etmenin faydası neydi? Ne bekleyebilirdim o gerçeklikten? Bir beton levhanın üzerine sıkılan yapıştırıcıdan, çocuğumun alevlerde yakıldıktan sonra bir kutunun içine tıkılan bedeninden? Hiçbir yardımda bulunamadığım sevdiğim kadından? Her şeyin sonunda yitireceğim ne vardı ki, akli dengem mi? İşin güzel yanı, görebileceği zarar görmüştü zaten.
Muhtemelen yas döneminin en çok acı çekilen bu ilk günlerinde, yüzünün çizgilerini, bakışındaki ışıltıyı, ellerini, omuzlarını, büyüleyici gülümsemesini, ona ait her şeyi unutmaktan korkuyordum. Hafızamda oğlumla ilgili ne varsa en ince ayrıntısına kadar, olduğu gibi korumayı başaramazsam, asıl o zaman onu sonsuza dek kaybedecektim ve bu olasılığı bütün ruhumla reddediyordum.