Baba oğul güç bela tavukları kümese tıkıştırdıktan sonra Xavier düşünceli bir eda ile: “Baba tavuklar kümese girmek istemiyor, gezip dolaşmak istiyorlar. Neden onları zorla bir yere kapatıyoruz?”
“Akşam oldu oğlum. Tilkisi, çakalı, sansarı derken birçok hayvan tavukları telef edebilir.”
“Neden bizim tavuk yemeye hakkımız varda tilkinin, çakalın, sansarın yok baba?”
“Çünkü biz o tavuklara yem veriyoruz, su veriyoruz, koruyoruz.”
“Bir süre koruyor yumurtalarını çalıyor artık yumurtlamadıklarında da kesip yiyoruz. Bence biz tilkiden, sansardan, çakaldan daha aşağılığız baba. Onlar bir kere acı çektiriyorlar biz ise tavukları tutsağımız ediyor, yaşayacakları kadar yem veriyor sonra da kesip yiyoruz. Ayrıca tüm tavukları biz yersek başka hayvanlar ne yiyecek baba?”
“Onlar da kendilerine boş gezen tavuklar bulsunlar.”
“Ama boş gezen tavuk yok ki. Tavuklar hep evde yaşıyor baba, hepsini biz almışız.”
“Hiç sahipsiz tavuk yok mu diyorsun oğlum.”
“Öğretmenimiz M.Ö. 9.000 yıl önce var olduğunu söyledi. O tarihten bu yana tüm tavukları esir almışız, yumurtalarını gasp etmiş, işe yaramaz olduklarında boyunlarını vurup tüylerini yolduktan sonra yemişiz baba.” Kaşlarını kaldırıp gözlerini belerterek: “Öğretmenin mi söyledi bunları?”
“Hayır, baba. O bize sadece 9.000 yıl önce tavukları evcilleştirdiğimizi söyledi. Eğer bir tavuk olsaydım kaçardım baba. Ne korunma isterdim ne yem; özgürce meralarda, çayırlarda, ormanlarda, akarsularda, şelalelerde, dağlarda dolaşıp dururdum.”
“Karnını nasıl doyururdun peki?”
“Solucan yerdim, böcek yerdim, ot yerdim; insanlar tavukları esir almadan önce nasıl besleniyorlarsa öyle beslenirdim.”
“Seni kim korurdu?”
“Kimse korumazdı. Nasıl ki böcekleri benden koruyan yoksa beni de diğer hayvanlardan koruyan olmazdı. İstediğim yere yumurtlardım, yumurtamı