Kutuptaki o adada ayıyla karşı karşıya geldiğinde hissettiği kadar gerçek bir korku.
Hissettiği şey yüzünden duyduğu bir korku.
Sevgi yüzünden.
İnsan en iyi lokantalarda yemek yiyebilirdi, bütün hazlardan payına
düşeni fazla fazla alabilirdi, Sao Paulo'da sahneye çıkıp yirmi bin kişiye şarkı söyleyebilirdi, gelmiş geçmiş en büyük alkış sağanağına tutulabilirdi, dünyanın öteki ucuna gidebilirdi, internette
milyonlarca takipçiye sahip olabilirdi, olimpiyat madalyası kazanabilirdi
ama sevgi olmadan hiçbirinin anlamı yoktu.
Nora kök yaşamını düşündüğünde, esas sorunun, onu kırılgan yapan şeyin aslında sevgi eksikliği olduğunu anladı. O hayatta abisi bile onu istemiyordu. Volts ölünce kimsesi kalmamıştı. Ne o kimseyi
sevmiş, ne de sevilmişti. Kendi içi de, hayatı da bomboştu; yalnızca
umutsuzluğu hissedebilen bir robot misali oradan oraya gidip
normal bir insan gibi davranıyordu. Yalnızca en temel gereksinimlerini
karşılıyordu.
Ama orada, Cambridgeöeki o bahçede, sevginin gücünü, birilerini
gerçekten önemsemenin ve onların da seni önemsemesinin
müthiş gücünü hissetmişti. Evet, annesiyle babası bu hayatta ölmüşlerdi
ama Molly vardı, Aslı vardı, Joe vardı. Düştüğünde onu
tutacak bir sevgi ağı vardı.
"Yalnızca algılayabildiğimiz kadarını biliriz. Deneyimlediğimiz
her şey, en nihayetinde, algılayabildiklerimizden ibarettir. 'Neye
baktığın değil, ne gördüğün önemlidir: "